We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Banu Tuna yazdı: Yasal‌ ‌olan‌ ‌ve‌ ‌olmayan‌ ‌gazeteci̇ler‌ ‌

3 13 3
22.02.2021

Mesleğinizi yaptığınız için aleyhinize bir soruşturma veya dava açılırsa ve cebinizden turkuaz bir kart çıkaramazsanız gazeteci sayılmadığınız gibi otomatikman suçlu kabul ediliyorsunuz.

Felsefeci İoanna Kuçuradi, hukuki bir kurum olarak devleti insan hakları perspektifinden tartıştığı makalelerinden birinde, devletin nasıl bir kurum olduğunu belirlemenin önemine dikkat çeker. Devlet, “kendi başına bir varlık” mıdır, yoksa “insanların kurduğu bir şey” midir?

Devlet eğer insanların kurduğu bir şey ise, onu kuranlardan ayrı düşünülemez. Oysa özellikle bizimki gibi ülkelerde, devletin bir insan kurumu olarak “ne için” olduğu unutulur. Devlet, insanlar arasındaki ilişkileri hukuk ilişkilerine çevirmek ve kamuyu işletmek için vardır. Tüm organları, bu işlevleri yerine getirebilmesi için oluşturulur. Amaç, yurttaşların temel insan haklarının güvencesi altına alınması, yaşanabilir koşullar yaratmaktır. Devlet, insan için vardır.

Oysa Türkiye’de devlet, ‘kendi başına bir varlık’tır. Bu kendi başına varlık, kendini iktidar ile bir tutar, iktidarın çıkarlarına karşı gelenlere elindeki tüm enstrümanları kullanarak şiddet kullanmaktan imtina etmez.

2018’den bu yana Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanlığı tarafından verilen basın kartı da, gazeteciler üzerindeki devlet şiddetini artıran bu enstrümanlardan biri hâline gelmiştir.

Sarı Basın Kartı almayı reddediyorduk

Bundan 20-25 yıl evvel “Başbakandan onaylı gazetecilik olmaz” diyor, itiraz ediyor, başbakanlığa bağlı Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) tarafından verilen ‘Sarı Basın Kartı’nı almayı reddediyorduk. Ankara gazeteciliğini bir kenara koyacak olursak meslek hayatını imkânsızlaştıran bir tarafı yoktu bu ilkesel tavrın. Çalıştığımız kurumların, Sendika’nın, meslek örgütlerinin verdiği kartlar yeterliydi gazeteci olduğumuzu ispatlamaya.

Bu noktada bir not düşmek isterim; Kürt basınının 90’ların en başından itibaren üzerindeki baskıyı, baskıyla tarif edilemeyecek denli ağır, hayati sonuçları olan koşullarını bilmezden, görmezden geldiği düşünülmesin bu yazının. Devlet için onlar hep ötekinin ötekisi oldular.

Geriye kalanlarımız içinse, basın kartının araçsallaştırılması bakımından koşulların yokuş aşağı hızla yuvarlanmaya başladığı yıl 2013 oldu. Gazeteciler için 2008’de kaldırılan yıpranma payı o yıl geri geldi ancak artık Basın İş Kanunu’na tâbi çalışmak yetmiyor, başbakanlığın verdiği basın kartını taşıma şartı aranıyordu. Aynı yıl ülke genelinde Gezi protestoları başladığında sokakta görev yapan muhabirlere hâlâ hiçbir polis ille de sarı basın kartı sormuyordu. Kurum kartı yeterliydi. Direniş sona ererken, münferit bir iki olayda, sarı basın kartı gösteremeyen muhabirlerin elinden gaz maskesi alındığını duymaya başlamıştık. Bu baskı o yıl ve sonrasındaki toplumsal olaylarda, eylemlerde devam etti, hatta kural hâline geldi. Sarı basın kartını gösteremeyen gözaltına alınıyordu.

Bu arada el değiştiren veya yayın politikasını hepten iktidara tahvil eden ana akım kurumlardan yüzlerce gazeteci çıkarılıyor, işsiz bırakılıyordu. Büyük bölümü mesleğe ya serbest gazeteci olarak devam etti ya da hükûmete rağmen gazetecilik yapmaya çalışan kurumlarda, Basın İş Yasası’ndan sigortalı olmanın mümkün olmadığı internet gazetelerinde…

Polis: Başbakanlıktan onaylı basın kartınız var mı

Haziran 2016’da polis İstanbul İstiklal Caddesi’nde yapılacak LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne ve........

© Journo


Get it on Google Play