Yaşarken tükenenler, yorgun bir ülkenin hikayesi

Bir sokak röportajında konuşan emeklinin cümleleriyle başladık sayfaya kirlerimizi saçmaya. Yeni yılın ilk ayında belirlenecek emekli maaşı zamları için gözler kulaklar haberlerde. Hani yapılacak zammı tahmin etmek zor olmasa da bir umuttur işte, olmayan vicdanlar belki sızlar diye hayal edilse de zamanında ölmeyen emeklileri öldürmek için ne kadar ne yapılması gerekiyorsa ellerinden gelenin fazlasını yapacaklardır. Kuşkumuz yok.

Sayfanın başında yazdığım cümleyi dinleyince yüzüm kızardı, kendimden ve yaşadığım toplumun bu hale gelmesinden utandım. Daha fazla mı mücadele etmek gerekirdi? Daha fazla koşmak, daha uzun yürümek, daha güçlü bağırmak, daha korkusuz, daha cesur, daha gözü kara olmak; bulunduğumuz konumu ve durumu değiştirir miydi diye düşünmeden edemiyor insan.

Kaçımız birleşsek durdurabilirdik bu örgütlü kötülüğü, kaçımız avazı çıktığı kadar bağırarak sesiyle doldursa tüm sokakları mücadele alanına çevirebilirdik. Hangimiz yüksek bir yere çıkıp seslense bu günleri yaşayacağımıza inandırabilirdi toplumu?

Babaannemin bir cümlesi vardı, hayal meyal hatırlıyorum, ‘kıyamet günü yaklaşınca kötülükler artacak. Ahir zaman işidir, insan insan olmaktan çıkacak’ derdi. Kıyamet diye bir şey var mı bilmesek de bu kadar kötülüğe kopmayan kıyamet pek hayra alamet gibi görünmüyor. Etten kemikten ibaret zombiler gibi........

© İz Gazete