Neden dönüp dolaşıp aynı hikayelere dönüyoruz?

Epeydir kendi kendime düşünüyorum… Akşam saatleri gelip çattığında, günün yorgunluğunu atmak için ekranın karşısına geçtiğimde neden dijital platformların o uçsuz bucaksız, sonu gelmeyen menülerinde dakikalarca kayboluyorum? Parmağım, uzaktan kumandanın üzerinde kararsızca gezinirken neden sonunda hep aynı durakta, o ezbere bildiğim eski dizilerin üzerinde duruyor?

Milyon dolarlık dev bütçelerle çekilmiş yepyeni yapımlar, her gün algımıza pompalanan taptaze hikayeler dururken, neden yeni bir maceraya yelken açmak yerine sonunu, repliklerini, hatta karakterlerin nefes alışlarını bile ezbere bildiğim hayatlara sığınıyorum?

Bu sadece benim değil, etrafımda gözlemlediğim pek çok insanın da ortak bir refleksi haline gelmiş durumda.

Mesela bir Aşk-ı Memnu gerçeği var hayatımızda. Dizinin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen, Bihter Ziyagil'in o ayna karşısındaki çöküşünü veya Firdevs Yöreoğlu'nun o meşhur "Aptallık etme!" tiradını izlemekten neden bıkmıyoruz? Ya da Muhteşem Yüzyıl… Hürrem Sultan'ın haremin loş koridorlarında rakiplerine attığı o mağrur bakışları, entrikaların ortasında hayatta kalma savaşını veya Şehzade Mustafa'nın adım adım ölüme gidişini bilirken bile ekrana kilitlenmemizin sebebi ne?

Bana kalırsa bu dizilerde bugünün ekranlarında bulamadığımız çok temel bir şey var. Günümüz dizilerinin birbirini tekrar eden, içi........

© İz Gazete