163. sırada kalem tutmak: Hakikatin dört duvar arasındaki bedeli

Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Takvimler bu tarihi gösterdiğinde genellikle demokratik bir toplumun dördüncü kuvveti olan basının önemi üzerine süslü cümleler kurulur, ifade özgürlüğünün kutsallığından dem vurulur. Ancak biz gazeteciler için bugün, kutlanacak bir bayramdan ziyade, verilere ve beton duvarlara çarpan sert bir yüzleşme günü.

Sınır Tanımayan Gazetecler (RSF) tarafından her yıl paylaşılan Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nin 2026 yılı raporuna göre Türkiye, 180 ülke arasında 163. sıraya gerileyerek, gazeteciliğin "çok ciddi" kısıtlamalar altında yapıldığı ülkeler ligindeki yerini sağlamlaştırdı.

Aslında bu tablo şaşırtmadı. Her gün sahalardan gelen hak ihlalleri haber takibi sırasında şiddet gören, gözaltılara maruz kalan meslektaşlarımız bilir ki raporlara dahi işlemeyen kısıtlamalar ve ihlaller var. Daha 2 gün önce 1 Mayıs takibi yapan onlarca gazeteci farklı şehirlerde biber gazı yedi, gözaltına alındı, yerlerde sürüklendi...

Yani bu sayısal gerileme, sadece kağıt üzerindeki bir istatistik değil; her gün sahada, adliye koridorlarında ve haber merkezlerinde soluduğumuz baskı ikliminin matematiksel bir karşılığı.

Küresel ölçekte basın özgürlüğünün son yirmi beş yılın en karanlık döneminden geçtiği bu süreçte, Türkiye’de gazetecilik yapmak bir mesleki faaliyetten çok, bir direniş biçimine........

© İz Gazete