Hatırlayalım ki huzurumuz kaçsın!
“Unutan iyileşir” diye bir söz vardı. Kimin söylediğini unuttum ama pek bir önemi yok. Ülkemiz insanlarıyla ilgili en çok denk geldiğim eleştirilerden biri de bu olabilir. Cümlelerin başlangıcı değişiyor ama sonu hep aynı: “Toplumumuz balık hafızalı. Hemen unutuyor. Başımıza ne geliyorsa bu yüzden…”
Unuttuğumuz doğrudur. “Ya iyileşmek için unutuyorsak” diye bir avunmaya girmek istiyorum, unutamadıklarım tutuyor beni. Yaşasa şu an benden büyük olacak ağabeylerim, ablalarımın arkalarında bıraktığı notlar tutuyor beni, unutmayayım diye.
Bu ay, unutulmaması gereken 3 genç daha katıldı hafızalarımıza. 1 ayda üç genç kaldıkları KYK yurtlarında şüpheli bir şekilde hayatlarını kaybetti. Evet şüpheli… Eceliyle ölmeyenlerin ülkesinde şüphesiyle ölen insanlar oluyormuş demek ki.
Halil İbrahim Gökşen, Kırklareli’deki KYK yurdunda mezuniyet törenine saatler kala yurt odasında ölü bulundu. Zehra Kaçar Burdur’da kaldığı KYK yurdunun 6’ncı katından düşerek hayatını kaybetti. Ve İzmir’den Zeynep Dicle Çalışır, yine yurt odasında hareketsiz bir şekilde bulundu ve intihar ettiğinden şüphelenildi.
Bu ülkede ailelerin güle oynaya, gururla, eğitim görsün diye gönderdiği çocukları memleketlerine tabutta dönüyor. Kayıtlara da şüpheli ölüm diye geçiyor. Şüpheye gelene kadar gençlerin yaşadıkları, yaşayamadıkları, yaşamak istedikleri kimsenin umurunda olmuyor. Devlet ana çocuklarına iyi bir gelecek değil, iyi bir yaşam hiç değil, bir yaşam sunamıyor artık. Sonra da arkamızdan kuru bir “başımız sağ olsun” çekiyor. Olmaz, çocuklarınız sağ olamazken başınız da sağ olmaz.
Gençlerin ölümlerini henüz bu kadar normalleştirmediğimiz dönemlerde sosyal medyada karşıma bir haber düşmüştü. 17 yaşındaydım ve benden 1 yaş büyük olan Furkan Celep’in cansız bedeni Kocaeli’deki falezlerin arasında bulunmuştu. Sonra da sosyal........
