Daha ilk sözü söylemeyen halk, son sözü nasıl söylesin?
Araştırdıkça siyasilerin ilişki ağlarının içine düştüğüm, düştükçe çıkmakta zorlandığım umutsuzluğumdan cümleler dökecektim bu sayfaya. Gidebilmek için köşe yazılarımı bahane ettiğim mekana gidip açtım bilgisayarımı. Bu sayfalara içimi açmak bilgisayarı açmak kadar kolay olmuyor tabii. O yüzden bir süre boş boş baktım ekrana. Bakarken de tam yazacağım bu cümleleri düşündüm. Sonra bir güzel kızdım kendime, “triplere bak sanki inanılmaz edebi şeyler yazıyor, içini açacakmış...”
Tam olarak öyle değil işte. Yazılarımda içimi açmamı gerektirecek şeyler yazmasam da içimi açmadan ekleyemeyeceğim detaylar sıkıştırıyorum aralara. En yakınlarımın bile yakalamakta zorlandığı detaylar oluyor bunlar. Ne yapayım hayatımın şu dönemlerinde sanat, sanat için de toplum için de değil. Benim için…
Yazmayı planladığım konuyu düşündüğüm anda yan masamda oturan abla, beni tedirgin etmekten korktuğunu belli eden bir şekilde koluma dokundu. Ülke bu durumdayken bu kadar nazik yaklaşmalara alışık değilim, oturduğu yerden yol mu soracak acaba diye düşündüm. Yaşamanın getirdiği yorgunluk ve fazlaca içtiği arpa suyu yüzünden anlaşılan abla tek bir kelime söyledi, “Tanışın…”
Ablanın karşısında oturan erkek arkadaşı da en az benim kadar garipsedi bu isteği. Telefonuma dikkatle baktığım için yaptığı çıkarım bu olacak ki, “Hayatım arkadaşın işi gücü var” diyerek geçiştirmeye........
