We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Korkudan beslenen bir iklimde eğitim

2 1 8
01.07.2022

Her şeyden önce sert bir film var karşımızda. Ve tabii öfkeli… Çelişkilerin, baskının, zulmün tanıklığından kaynaklanan bir öfke bu. Aynı zamanda filmin merkezine yerleşmiş anlatma, gösterme, duyurma gereksiniminin dinamosu. Yönetmenin anlatım tercihleri de bu bilinçli duygunun köklenmesini, kendini göstermesini sağlıyor. Böylece seyirci öykü içinde bu öfkenin tarafı oluyor. Kimileri, belki filmde anlatılanları belli bir döneme, belli bir bölgeye atfetmek ister. Bu yüzden de yaşananların gerçekle ilişkisini sorgularken Türkiye’deki temel politik çatışmaların yarattığı ön yargının etkisiyle yanıltıcı kanılara varabilir. Bu da bu ülkenin son derece hayati, hassas meselelerini tartışırken gereken duyarlılıktan, olumlu ve doğru bir tartışma ortamından bizi uzaklaştırıyor.

SAYFANIN TAMAMINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Okul Tıraşı, böylesine bir tartışmanın yürütülebilmesi için gereken çıkış noktaları üzerine yoğunlaşmış çok önemli bir film. Meseleye içeriden, dürüst bir yerden baktığını düşünüyorum. Bu ülkede büyümenin, çocuk olmanın nasıl da örseleyici bir süreç olduğunu keskin gözlemlerle ve olgun bir dille anlatıyor. Hele de sosyokültürel açıdan farklı kesimdenseniz; dil, din, ırk bakımından toplumsal/ideolojik düzenin kabul ettiği gruplar arasında yer almıyorsanız bu büyüme süreci çok daha sancılı, insanın saf ve temiz kişiliğini yok eden bir yol izliyor.

CEZA GİBİ BİR EĞİTİM

Filmde olayların geçtiği bölge, büyük ölçüde bu dışarıda bırakılmışlık niteliklerini taşıyan, kıyıda köşede kalmış, devlet mekanizmasının gerçek anlamda önemsemediği yoksul ve yoksun hayatların yaşandığı bir yer. Van’ın ücra bir ilçesinde, kışları ulaşımın zorlukla yapılabildiği bir yatılı okuldayız. Bir kışlayı andıran, öğretmenlerin sert tutumu ve kurallarıyla öğrencilere yaşamı dar eden bir ortam. Yoksul ailelerinin, okuyup hayatlarını kurtarmaları umuduyla gönderdikleri çocuklar civar illerden, köylerden gelmişler. Fakat bu soğuk, resmi, uzak ortamda onların ruhunu besleyecek, yaşama dair güzellikler getirecek hiçbir şey yok.

Filmde bu çocuklardan biri olan Yusuf’u tanıyoruz. Yurtta haftalık banyo saati gelmiş, kısa süreliğine sıcak su kullanabiliyorlar. Yusuf’un oda arkadaşı Mehmet, iki öğrenciyle bir tas kavgasına girişince gözetmen öğretmen tarafından soğuk suyla yıkanma cezasına çarptırılıyor. Olayları yakından izleyen Yusuf arkadaşına yardım etmek istiyor. Ertesi sabah Mehmet yataktan kalkamıyor, Yusuf da nöbetçi öğretmenlere arkadaşının hasta olduğunu anlatmak için amansız bir mücadeleye giriyor. Filmin ilk kısmında Mehmet’in hasta oluşunu yetkili öğretmenin fark edişine kadar yurt ortamını ve kuralları gözlüyoruz. Okul yetkilileri, diğer görevli öğretmenler ve müdür devreye girince Mehmet’i neyin hasta ettiğini, önceki akşam neler yaşandığını bulmaya odaklanan daha gizemli bir yapı kuruluyor. Ama seyircinin bakışı, mevcut durumdaki zaaf ve sıkıntıları gözleyen, bunları irdeleyen bir konumdan ayrılmıyor. Özellikle dikkat çeken unsur yurtta belirgin biçimde karşımıza çıkan iktidar temsilleri. Filmin başında gücü ve sistemin işleyişini elinde tutan yetkili kişilerin ortalara doğru girdikleri çıkmazda nasıl yalpaladıklarını, kişisel çıkar ve egolardan başka bir........

© İz Gazete


Get it on Google Play