Sistemin sessiz dişlileri

Erişilebilir olanaklar açısından bakıldığında, günümüzü, içinde bulunduğumuz çağı bir tür “varlık” çağı olarak nitelendirebiliriz. Yani bu dönemi, var olduğu ilk zamanlardan bu yana, insanın yaşamak için ihtiyaç duyduğu hemen hemen her şeye aynı anda erişebildiği bir zaman dilimi olarak nitelendirebiliriz.

Gezegenin pek çok coğrafyasında, pek çok insan ve topluluk için durumun böyle olmadığı da buna bir itiraz olarak dile getirilebilir elbette. Ancak bu maalesef ki insanlığın içinde bulunduğu iyi koşulları ve sahip olduğu imkanları kendi türünden olanlar ve olmayanlarla adil bir şekilde paylaşmayı tercih etmemesi ile ilgilidir. Çünkü bugün bile dünyada var olan yer altı ve üstü tüm olanaklar, dünyadaki tüm insan nüfusunun refah içerisinde yaşamasına yetecek kadar zengindir. Fakat, yine maalesef ki insanlığın önemli bir kısmının gönlü ise o kadar zengin değildir. Kendi elinde tuttukları, sahip oldukları, sahip olacakları onun için her şeyden daha önemlidir.

Son yıllarda, özellikle de son kullanma tarihi gelip de hiç kimsenin hiçbir işine yaramadan çöpe giden gıda ürünlerinin, son kullanma tarihinin gelmesi beklenmeden toplanması ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasına yönelik birçok organizasyon vardır. Bu tür sosyal girişimleri, bu girişimlere ön ayak olanları ve içinde görev alanları haddim olmayarak da olsa çok takdir ettiğimi söylemek isterim. Ancak, bu tür organizasyon ve faaliyetler yine de halihazırda var olan yüksek ve gereksiz tüketim ile buradan doğan israfın önüne yeterince geçememektedir. Örneğin, önemli bir turizm noktası olan ülkemizdeki otellerin restoran ve mutfaklarından çöpe atılan gıda ürünü ve yemeklerin bir istatistiği var mıdır bilmiyorum ama azımsanmayacak kadar çok olduğunu düşünüyorum. Zira, Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, Türkiye’de 2024 yılında gerçekleştirilen “gıda ve içecek servis hizmetleri”nin %,8’i turizm faaliyetleri ile ilgili olarak gerçekleştirilmiştir. Bu da kanımca hem turizmde tüketilen hem de israf edilme olasılığı olan gıda ürünlerinin miktarına ve bunun gizil büyüklüğüne dair önemli bir fikir vermektedir.

Bugün, etrafımıza şöyle bir baksak ve desek ki “Bu dünyada, ihtiyacından daha fazlasını tüketen, tek olmasa bile en belirgin ve temel örnek hangi canlıdır?”, sanıyorum ki hepimiz için cevap aynıdır: İnsan! Elbette ki bazı canlı türleri de zaman zaman ihtiyaçlarından fazlasını tüketme içgüdüsü göstermektedirler. Ancak, dikkatli incelendiğinde, bunun genellikle belirli bir döneme özgü ya da mevsime yönelik bir hazırlık içerdiği görülebilecektir. Peki, insan da öyle mi, o da aynı gerekçelerle ve benzer şekilde mi davranıyor? Cevap oldukça basit aslında: Hayır! Bugünkü insan maalesef ki içinde bulunduğu doğanın bir parçası olmaktan zamanla uzaklaşmış, bu gezegenin tüm kaynaklarını, sanki tamamen kendisine aitmiş gibi sorumsuzca tüketmeyi kendine hak görmüş ve sonunda da tüm canlılar için bir felakete dönüşmüştür. Gelişiminin bir parçasıymışçasına, her geçen; gün, yıl, yüzyıl, bin yılda, daha fazla tüketmek kendisi için normal bir davranışa dönüşmüştür. Keşif adı altında ayağını bastığı her yeri kendi arzularının kölesi haline getiren insan, sırf kendi gönlü olsun diye, kısıtlı bile olsa başkalarının imkanlarını sahiplenmek ve tüketmekten de........

© İz Gazete