Eski tadı vermeyen yeni |
Elbette bu istek durduk yere ortaya çıkmıyor. İçinde yaşadığımız toplumun zorunlu bir parçası olarak gözlemlediklerimiz ve şahit olduklarımız, insanın o toplumda ve o toplumla beraber yaşama istekliliğini iyi veya kötü anlamda, oldukça etkileyen, belki de en temel unsurdur. Ve insan, yaşı ilerleyip toplum ve onun tüm kesimleriyle olan iletişim ve etkileşiminin yoğunlaşmasıyla beraber, kendisinin de içinde bulunduğu geniş sosyal grubun iç devinimlerini de daha iyi anlamaya başlar. Yolda yürürken, toplu taşımayı kullanırken ya da bir yerde otururken deneyimlenen her şey, insanın kendisinin bu topluma aidiyetini daha fazla sorgulamasına ya daha çok aidiyet geliştirmesine ya da aidiyetinin zayıflamasına sebep olmaktadır. Eminim ki kimse, içinde bulunduğu gruba aidiyetinin zayıflamasını istemeyecektir. Ancak, zaman içerisinde kendini o gruba yabancılaşmış hissetmeye başlarsa, insanın, fiziksel olarak olmasa dahi zihinsel olarak uzaklaşmaktan başka herhangi bir seçeneği kalır mı?
İnsanların bir arada yaşaması belki başlarda bir tercih olmuş olsa da bu, bugün de bir tercih mi yoksa zorunluluk mudur, bunu tartışmak gerekir sanırım. Ancak; bugünkü toplumun, şehirli bir ailenin ve modern bir hayatın içine doğan insanlar açısından; toplumun bir parçası olmak, büyük kalabalıkların arasında, apartman dairelerinin içerisinde, bitmeyen bir koşuşturmanın parçası olarak yaşamak bir zorunlulukmuş gibi görünüyor. Yani, biraz da öyle değil sanki. Çünkü günümüz insanı, geçmişte bir zorunluluk ve içinden çıkılması zor gibi kabul edilmiş pek çok şeyi bugün hem öyle görmeme hem de her birinden, her zaman ve hepsinden olmasa da kolayca vazgeçebilme şansına sahiptir. Örneğin, birçoğumuz için, daha çok ailelerimizin kariyer planı olarak seçilmiş mesleklerimiz ve doğal devamı olan işlerimizden ayrılmak, onun yerine kendi sevdiğimiz işleri yapmak konusunda kararlar alıp seçimler yapabilmek gibi. Hatta ve hatta, şehir yaşamını ve hengamesini bir kenara bırakıp küçük bir yerde daha küçük bir hayat kurmak gibi. Bugün, bir köyde ya da yakınında ya da yakınında insan bile olmayan ücra bir yerde, küçük bir arazi içerisinde, bahçesi olan tek katlı bir evde, bitkiler ve hayvanlarla çevrili, doğal bir hayatı yaşamayı düşlemeyen kaç tane insan kaldı ki!
İnsanlar olarak biz, zaten doğadan gelmedik mi? İnsanlar olarak biz zaten; doğanın içinde doğal bir hayat yaşayan, istediği zaman istediği yerde olan, sadece acıktığı zaman karnını doyuran, içinde bulunduğu doğal yaşamın uyumlu bir parçası olmayı gözeten canlılar değil miydik? Peki, tam olarak en başına olmasa da neden şimdi, zaten geldiğimiz yere geri dönmek istiyoruz? Yüzyıllar içerisinde, kurmak için milyarlarca insanın; emek, zaman ve para harcadığı, hatta bunun için zaman zaman birbiriyle savaşarak, başkalarını katlederek ve sömürerek ulaştığı bugünkü çağdaş medeniyetin nesi eksik de biz bu noktadan geriye dönmek ve dahi kaçmak istiyoruz?
Tarım........