Aydınlık çağda gölgede yaşamak

Bugün, bu yaşamda şikâyet ettiğimiz her ne varsa, hepsi bizim veya diğer insanların bireysel ve ortaklaşa; karar, seçim ve eylemlerinin bir sonucudur. Eğer bugünkü dünya artık yaşanmaz bir yer olmuşsa, bugün insanlar; erdemli davranışlardan uzaklaşıyor, cehaleti alkışlıyor, emeksiz zenginliği normalleştiriyorsa tüm bunların suçlusu maalesef ki hepimiziz.

Belki bazılarımız bunları yapmıyor ve dünyanın bugünkü durumundan kendine bir pay ve sorumluluk çıkarmıyor olsa da durum değişmiyor. Yakın veya uzak çevremizde, ülkemiz veya dünyada olan bitenler için gerektiği kadar ses çıkarmamak ve eylemde bulunmamak da bizi, dünyanın geldiği bugünkü nokta açısından bir tür suç ortağı yapmaktadır.

Her zaman söylüyor ve yazıyorum, bugünkü insanlık medeniyeti, geçmiş bilgi ve deneyimlerin birikimli / kümülatif bir sonucudur. Bugün içinde var olduğumuz tüm koşullar, geçmişte bedeli ödenmiş; savaş, çatışma, kriz, açlık, yoksulluk vb. pek çok olayın sonucudur. Şüphesiz ki gelecek de yine, bize geçmişten miras kalanların ve bizim ona eklediklerimizin üzerinde şekillenecek ve yükselecektir.

Bugünü yaşayan nesiller hem şanslı hem de şansızdır demek yanlış olmaz kanımca. Çünkü, bugünün dünyasında yaşam oldukça hızlı bir değişim göstermektedir. Bugün öğrendiğiniz bir bilginin yaşam süresi neredeyse bir kelebeğin ömrü kadardır. Bugün güzel dediklerimiz yarın çirkin, iyi dediklerimiz kötü, doğru dediklerimiz yanlış olmaktadır hızlıca. Halbuki bazı şeyler, özellikle de insanlığın ortak yaşamını şekillendiren, bu yaşamı daha düzenli, rahat ve huzurlu hale getiren ve yine “ortak ya da evrensel” dediğimiz değerler öyle sürekli değişecek şeyler değildir. Lakin, neredeyse onlar bile bu değişimden etkilenir hale gelmektedir.

Değişimin kaçınılmaz olduğuna dair inancımı sürekli yineliyorum. Bunu elbette ilk ve tek söyleyen de ben değilim. Binlerce yıldır söylenegelen bu yargı, belki de insanın kabullenmesi gereken, bu yaşamdaki en temel kurallardan ya da olgulardan biridir. Zira, bunu gündelik hayatımızda da sıkça görürüz. Bugün; yaşadığımız evler, kullandığımız arabalar, ulaşım ve haberleşme sistemleri, üretim yöntemleri, gelişmiş makinalar, teknoloji ve dijital araçlar, yazılımlar bundan 30 yıl öncesinden, hatta 5 yıl öncesinden bile oldukça ileri seviyededir. Tüm bunlar, insanın edindiği bilgiyi, özellikle de teoriyi pratik hayata yansıtması ile mümkün olmuştur. Pratiğe dökülen bilginin; çalışmadığı, eksik kaldığı, insanın ihtiyacını çözemeyerek yetersiz olduğu noktalar ise yeni bilgileri arayışın ve ardından gidişin kapılarını aralamıştır.

İçinde var olduğumuz dünya ve yaşam; bilginin, bilimin, merakın, sorgulamanın, neden-sonuç arayışının bir ürünü olup da cehalet nasıl alkışlanabilir? Bugün, insanın yaşamını kolaylaştıran, ona yaşamdan daha fazla keyif almak için zaman bırakan, işini basitleştiren her şey eğitimin, bilginin ve bilimin bir çıktısı iken nasıl olur da tüm bunlar için emek, çaba ve zaman harcayan insanlar gereken ilgiyi ve değeri görmez? İnsanın aklı........

© İz Gazete