Kalbine Vâkıf Olmak |
RAMAZAN durmak demektir.
Bir bakıma “Eylemsizlik eylemidir” diyebiliriz buna.
Bu sebeple her ne yapıyorsak Ramazan bizi durdurur. Nefes aldırır. Üzerinde düşünmemizi ister. Muhasebeye ve murakabeye sevk eder. Bu ise koşarak olmaz. Telaş ile elde edilmez.
Dur, düşün, muhakeme et, kalbine vâkıf ol ve yeniden eyleme geç şeklinde beş madde ile ifade edebiliriz.
RAMAZAN sadece yeme içme eylemini durdurmak değildir.
Zanları durdurmak, kuşkuları, vesveseleri, hasedi, fesadı, kini, öfkeyi, dünya hırsını, her şey benim olmalı bencilliğini, ne istersem yaparım sersemliğini, bilmeden konuşmayı, kelimeleri kabartmayı, hamlıklarımızı olgunluk gösterme hokkabazlığını, vahiyden olmayanı vahiydenmiş gibi gösterme cüretini durdurmak demektir.
Bunlarla mı sınırlı, peki? Hayır. Her şeyi durdurmaktır ibadetler haricinde.
VÂKIF olmak için vakfe yapmalıdır. Durmalıdır.
Hele de insanın önünde kalbine vâkıf, gönlüne ârif olmak gibi büyük bir mesele varsa muhakkak duraklama yapılmalıdır. İdrak demek olan çekip çıkarma işlemini yapmak zihnî duruluk, aklî cevvallik ister. Kalbine vâkıf olmak bunların ahenkle imtizacından ortaya çıkar.
LAFIZLARIN, kelimelerin anlam haritasını bilip kavramadan kişinin kalbine vâkıf olması güçtür.
Lafızlara hâkim olmak, sınır demek olan terimleri belleyip kavramlarla içeriği çerçevelemeyi zaruri kılar. Kelimeleri kapsamı açısından kavramak için “Has, umum, müşterek, müevvel, müfesser, cem’ul münekker” gibi başlangıç derslerini geçmeyenlerin kalbine vâkıf olması elbette kolay olmayacaktır. Lafızlardaki açıklık ve kapalılık gibi daha pek çok mesele vardır. Demem o ki, insanın kalbine ârif olması, emek ve ilim ister. Yine kalp, fuad ve sadr arasındaki ilişkiyi doğru kavramak mühimdir. İşte Ramazan bizi dünyadan........