Gözüm Küser Ama Gönlüm Küsmez |
ARALARINDA yaş farkı vardı ve bu hiç sorun olmuyordu.
Eşinin olgun yaşta olması çevresinde problem yaşayacakları yönünde yorumlanmıştı. İlk zamanlarda bu söylemlerden biraz etkilenip kaygılandığı olmuştu ama kısa sürmüştü. Üstelik yapılan tahminler hiç isabet etmemiş tam tersiyle sonuçlanmıştı.
Dedesiyle ninesi ihtilaf etmişler biri “Su” diye ünlerken diğeri “Deniz” diye sesleniyordu. Hanelerinde bu bir eğlenceye dönüşmüştü bir süre sonra. Acaba hangi şekilde çağrıldığında daha çok benimsiyor gibi fallar tutulmuş olsa da netice değişmiyordu. Farklı söyleyişle de olsa zaten aynı köke çıkıyordu. Minik yavru sanki bunu biliyormuş gibi her iki isme de aynı içtenlikle karşılık veriyordu.
DEDESİ Arapça hocası olduğundan bu dilin tüm inceliklerine hâkimdi ama yine de Türkçe isim vermeyi yeğlemişti. Sebebi sorulduğunda toprağın suyla beslenmiş olmasından başlıyor, ağaçların köklerinden dallarına ulaştırdıkları candan çıkıyordu. Ayrıca “İnsan sudan yaratılmamış mı?” sualini de eklemeyi ihmal etmiyordu.
Dedesine göre su kaynaktı.
İnsanın ve her şeyin…
Su azizdi ona göre. Ayrıca büyüklerin kendilerine ikram edilen sudan sonra muhataplarına “Su gibi aziz olasın” duasında bulunmaları da önemliydi.
ERGEN yaşına geldiğinde bu zeytin renkli saçı olan torununu bir gün karşısına oturtmuş, dizlerini dizlerine değdirmesini isteyerek suyun nice taşların arasından yol bularak yerden kaynayıp fışkırmasını anlatmış ve zorluklar karşısında nasıl dirençli olması lazım geldiğini tane tane dile........