Fesleğen Kokusuna Uyanmak |
FESLEĞEN kokusunu çok severdi. Çalışma odasında, misafir odası ve günlük kullanım alanıyla birlikte balkonunda da fesleğen bulunurdu. Ne yana dönse oradan gülümserdi.
Fesleğen, kokusunu onun ciğerlerine kadar salmalıydı ki, işi gücü tıkırında gitsin. Derdi kederi dağılsın. Varsa hastalığı şifa bulsun. Allah var bu kendisinden hiç esirgenmezdi. Cömertçe kokularını salıp dururlardı.
Fesleğenin kokusu sihirli kelimeler gibiydi onun için. Her kelimenin elbette bir anlamı vardı umuma bakan ama ona fısıldadıkları bambaşkaydı. Ona özeldi. Kişiye mahsustu.
Kelimelerin kokusu olduğuna inanırdı. Konunun da kelimelerinin…
O ortak kokuyu bulanlar sarmaşık gibi olurlardı. Kadife gibi incitmeden sarardı ya da rüzgârın bir tülün ardından estiğinde üşütmeden serinletmesi gibiydi. Ferahlık sunardı.
…
GECE yatağının başında tuttuğu fesleğeni okşayıp sevmeden uyuduğu hiç olmamıştı. O sebeple gönlü dahi fesleğen kokardı. Uykusu geldiğinde tek gözünü kapatmamak için direnirdi. “Hadi anlat” derdi. “Gönlündeki beni anlat, bendeki seni anlat. Diyemediklerimi ve diyemediklerini …”
Anlatırdı o da… Hem ne anlatma, değme hatipler erişemezdi belagatine.
Ve sadece o duyardı. Gece uyandığında tüm o anlatılanları gizli bir mektuba yazılmış aşktan satırlar gibi okuyup içine çeker sonra o mektubu kalbinin üstüne koyarak yeniden uykuya dalardı.
İşte bu sebeple uyandığında gülüşü bile fesleğeni andırırdı. Duruşu ise zarafetine eşti.
…
SOHBETLERİNİN başlangıcında yine fesleğen olurdu. Her defasında ona........