menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dil ateş, dîde ateş, sîne ateş, her yer ateş

62 0
25.03.2026

ATEŞ gibiydi. Yıldırımlar düşürüyordu. Dili alev saçıyordu. Hararetinden kelimeler de nasibini fazlasıyla alıyordu. Kuyular dolusu su ikram etseniz söndürülmesi imkansızdı.

Kendine mahsus halleri vardı. Kapalı alanlarda konuşmaması bunlardan önde geleniydi. Eğer şahsına bir sual etmişseniz elindeki işi anında bırakır ve “Düş peşime” derdi. Nereye diye soramazdınız. Bu âdetini bilenler zaten yapmazdı. İlk peşine taktığında garipsemiştim ama itiraza da mecal bulamadım.

Meramınızı tam anlamak için sorunuzu müzakere ederdi. Neyi anlamak istediğinizi kavramaya çalışırdı. Nerede düğümlendiğinizi bulmak isterdi. Ayrıca bende uyanan diğer his ise bu sorunun cevabına ulaşmak için ne kadar gayret ettiğinizi, kimleri dinlediğinizi, hangi oranda çapraz okumalar yaptığınızı irdeliyordu.

Eğer kendisinde bu yönde bir kanaat oluşmamış, boş beleş sorduğunuza kâni olmuşsa hiç uğraşmazdı. Sorunuza gerçekten sahip değilseniz cevabı hak etmediğinize inanırdı. Böyle durumlarda İsmail Hakkı Beyin Ferahfeza makamında bestelediği “Dil ateş, dîde ateş, sîne ateş, rûy-i yâr ateş” şarkısının ilk dizesini söyler işine kaldığı yerden devam ederdi. Üstelerseniz bu defa tümünü okurdu:

“Dil ateş , dîde ateş , sîne ateş , rûy-i yâr ateş / Gül ateş, bülbül ateş, gülşen ateş, cûy-i bâr ateşRehâ bulmak ne mümkün sûziş-i dilden ben uşşaka / Firak ateş, visâl ateş, kazây-i intizâr ateş”

İş bu noktaya gelmişse bir daha arkasından top atsanız dönüp yüzünüze bile bakmazdı.

SORUSUNA sahip çıkmayan ona göre sorununa da sahip........

© İstiklal