Bağ Kurmak ve Mesafeli Yakınlık |
MESAFELİ YAKINLIK yanlısıydı. İlişkilerini sınırlandırırdı.
Sabahın kör vaktinde kalkıp abdest alır ve kendini yollara vururdu. Maksadı kimseyle bağ kurmamaktı. Bağ kurmanın onun açısından hem sakıncalı yanları vardı hem de maliyeti büyüktü. Böyle inandığı için kimseyle karşılaşmak istemezdi. Yine de rastladıkları olursa sadece selam verip hızla yoluna devam ederdi. Herkes bu huyunu öteden beri bildiğinden mesele etmezdi. Selamını alır savuşurlardı.
İşbirliğine hiç mi açık değildi derseniz hayır, burada sorun yoktu. Kendisinden istenen hiçbir yardım talebini geri çevirmez, işi yüklenir ve sonuna kadar sürdürürdü. Yalnız burada da bağ kurmayan mesafeli yakınlık prensibini işletir, kimseden bir şey alıp yemez gider evinde hallederdi.
…
MÜCERRETTİ. Hiç evlenmemişti. Düşünmemişti de.
Dedesi ve babası haşin insanlar olarak bilinirdi. Kavgacıydılar. Gürültücüydüler. Daima yüksek sesle ve üst perdeden konuşur ve daima emir kipleri kullanırlardı.
Atalarına göre bu mevzuda biraz ipleri gevşetmiş, onlar kadar sert kaya olmamıştı ama ortaya çıkan malzeme de buydu işte.
…
DIŞI sertti ve insanlara uzaktı. Ama yaralı bir kalbi vardı. En yakınlarından bebeklik zamanlarından itibaren maruz kaldığı travmalar onda uzaklık davranışı olarak açığa çıkmıştı.
Bağ kurmak kişiye ve durumlara göre belirli seviyelerde bağlılığa dönüşürdü. Bağımlılığa evrilen bağlılık ise ona göre daima kapanmayan ve sürekli kanayıp sızlayan yaralardandı.
Ayrıca yaralanmak karşı yaralanmayı da getirirdi elbette. Kavga tek taraflı olur muydu hiç?
İşte bütün mesele buydu. Yaralanıp yaralamaktansa en iyisi bağ kurmamaktı. Yani mesafeli yakınlık…
…
ONUN mantalitesine göre kurulan her yeni bağ önceki bağlarla çelişkiye düşmek anlamına geliyordu.
Bir defasında sorulmuştu da şöyle demişti: “Düşünün, birini seviyorsun, emek veriyorsun, sana da emek ediliyor. Ama bağlılıkta tutamayıp........© İstiklal