menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Trump ve Netenyahu'nun Son Çırpınışları

2 0
previous day

Her iki devletin dünya sahnesine geldiği günden bu tarafa, bütün insanlık adeta diken üstünde bir hayat yaşıyor. ABD’nin 1776 kuruluşundan buyana, İsrail’in ise 1948 yılından bu tarafa devlet olarak dünyaya rahat bir nefes aldırmadığı ortadadır. Dünya üzerinde ne kadar karanlık ve kanlı eylemler varsa, tamamının altında İsrail devletinin ve dolayısıyla ruh ikizi olan ABD'nin olduğu konusunda kimsenin kuşkusu ve itirazı olmasa gerek. Şimdi ise uyduruk bahanelerle komşu ve kardeş ülke İran'a yönelik yürütülen savaşında, aynı kanlı ve soykırımcı kültürden kaynaklı bir eylem tarzı olduğu muhakkaktır.Bu saldırıları nefretle kınıyorum

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırıları ve bölgesel gerilimi artıran politikaları, Ortadoğu’yu ağır bir yıkım ve insani kriz tehdidiyle karşı karşıya bırakmıştır. Savaş, yalnızca sınırları veya devletleri değil, doğrudan halkların yaşamını hedef alır. Ölüm, yaralanma, sakatlık, zorunlu göç, yoksulluk, açlık, salgın hastalık riski ve derin ruhsal travmalar savaşın kaçınılmaz sonuçlarıdır. Savaşlar ülkenin sağlık altyapısının zarar görmesi veya hedef alınması ise etkileri kuşaklar boyunca sürecek bir halk sağlığı krizine yol açar.

Bugün yaşananlar, kapitalist-emperyalist sistemin kriz dönemlerinde savaşın yeniden paylaşım ve güç tahkim aracı olarak devreye sokulmasının bir sonucudur. Bu süreçlerin bedelini en çok; işçiler, yoksullar, göçmenler, kadınlar, çocuklar, ezilen halklar ve sağlık emekçileri ödemektedir.

İran halkının gayret ve birliğini takdire şayandır.

İran halkı bir yandan ülkelerindeki baskıcı ve otoriter uygulamalar altında yaşam mücadelesi verirken, diğer yandan dış askeri müdahalelerin tehdidiyle karşı karşıyadır. Emperyalist saldırılar hiçbir halkı özgürleştirmez; tersine bağımlılık ilişkilerini derinleştirir, eşitsizlikleri büyütür ve bölgesel istikrarsızlığı kalıcı hâle getirir.

Ortadoğu halklarının kaderi bombardımanlarla, vekâlet savaşlarıyla veya güç mücadeleleriyle belirlenemez. Bölgenin ihtiyacı, yeni çatışmalar değil, demokratikleşme, eşitlik, laiklik ve barış içinde bir arada yaşamı güçlendirecek politikalardır.

Çözüm diplomasiyle olmalı

ABD ve tüm dünya için beş günlük bir "ara" vermeden ziyade çatışma ortamını diplomasiyle sonlandırma ve meseleleri konuşarak çözme seçeneği daha mantıklıdır. İsrail’in güvenlik saplantısına feda edilemeyecek kadar değerli olan "barış ve uzlaşı" cesaret ve sağduyuyla gündeme alınmalıdır. Çünkü maliyet ABD, İsrail, İran veya diğer bir devletin başa çıkamayacağı kadar büyüktür. Tarih savaşarak kurgulanan düzenin geçici, konuşarak kurulan barışın kalıcı olduğunu kanıtlamıştır. Bu nedenle kara harekâtı ile İran’a siyasi irade dikte etmek yerine uzlaşarak süreci yönetmek herkesin yararınadır. Uluslararası toplumu, saldırıları derhal durdurmaya ve diplomatik çözüm yollarını işletmeye, bölge ülkelerini ise gerilimi artıracak adımlardan kaçınmalarını tavsiye ederim.


© İstiklal