EĞİTİM SİSTEMİNİN İFLAS BELGESİ

Ülkemizde, bireyci anlayışın aile yapısını zayıflattığıma, komşuluk ilişkileri ve toplumsal dayanışmanın gerilediğine tanık oluyoruz. Bu dönüşüm eğitim sistemiyle bağlantılıdır. Bilgi öncelikli ahlak ise geri plana alınmaktadır. Eğitimde akademik başarı öne çıkarılmış, karakter ve davranış gelişiminin geri planda kaldığını görüyoruz. Bu durum gençler üzerinde yeterli ahlaki denetim oluşturamadığı anlaşılmıştır.

Ancak, çözüm olarak ahlak ve karakter gelişimini merkeze alan bir eğitim modeli öncelikle ele alınmalıdır. Okul, aile ve toplum arasındaki bağın mutlaka güçlendirilmesi gerekmektedir. Mevcut sisteminde köklü değişiklikler yapılmadığı takdirde benzer olayların artabileceği muhakkaktır.

Aile ocağı otel gibi görülmektedir.

Bu iflasın en ağır tahribatı aile kalesinde yaşanmaktadır. Bu eğitim müfredatı, "bireyci" ve "hazcı" bir nesil kurgulayarak aileyi bir "ocak" olmaktan çıkarmış, onu sadece geçici bir konaklama birimi, bir tür otel haline getirmiştir. Anne ve babaya hürmeti "özgürlük kısıtlaması" gibi gören, yaşlıyı ekonomik bir yük, evi ise sadece bir tüketim ve uyku alanı sayan bu sığ anlayış; ailenin kutsiyetini yerle bir etmiştir. Evinde anne-babasına "öf" bile demeyin bir şeref borcu bilen nesillerin yerini, kendi öz değerlerine "yabancılaşmış" kitleler almıştır.

Eğitim sistemiyle komşuluk yozlaşmıştır.

Keza, eski toplumsal yapımızda "komşu hakkı" ilahi bir emir ve Peygamber vasiyeti olarak görürken; şimdi geldiğimiz noktada mevcut eğitim sistemiyle mahalle dayanışması komşuluk ilişkileri erozyona uğramış asık surat soğuk, ruhsuz mesafeli insanlarla dolu, aynı apartmanda birbirine düşman ve yabancı nesiller yetiştirilmiştir. Yan dairede aç yatanı görmeyen, feryadı işitmeyen, bana "dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığıyla yetişen bu nesil, bu ruhsuz insanların yetişmesi bir planlı projenin sonucudur.

Bizler bugün sadece bir güvenlik zafiyetini değil, koca bir neslin ruh kökünden koparılmasının faturasını ödüyoruz. Manadan kopuk maddenin karanlığına mahkûm edilen bu eğitim sistemi, insanı sadece biyolojik bir organizma, sadece üretim çarkları arasında dönecek bir "iş gücü" veya piyasanın iştahını kabartacak bir "tüketici" olarak kodlamıştır.

Eğitim sisteminden etik değerler, mukaddesat ve en önemlisi o ilahi "fıtrat" kavramı çıkarıldığında, geriye sadece maddeyle sınırlı, ufku dünya hırsıyla daralmış bir bakış açısı kalmıştır.

Tarihsel süreç ve bugün yaşadığımız trajediler açıkça göstermiştir ki; vicdanı Allah korkusu ve her an Onun huzurunda mışçasına bir sorumluluk bilinciyle beslenmeyen bir zihin, bilginin en yükseğine sahip olsa dahi modern bir canavara, teknik donanımlı bir caniye dönüşebilmektedir. İnsanı "eşref-i mahlukat" olarak değil de, sadece gelişmiş bir hayvan türü olarak gören bir sistemin, o insana "insanca" davranmayı öğretmek eşyanın tabiatına aykırıdır.

Ancak, çözüm olarak ahlak ve karakter gelişimini merkeze alan bir eğitim modeli öncelikle ele alınmalıdır. Okul, aile ve toplum arasındaki bağın mutlaka güçlendirilmesi gerekmektedir. Mevcut sisteminde köklü değişiklikler yapılmadığı takdirde benzer olayların artabileceği muhakkaktır.

Eğitim sistemiyle komşuluk yozlaşmıştır.

Keza, eski toplumsal yapımızda "komşu hakkı" ilahi bir emir ve Peygamber vasiyeti olarak görürken; şimdi geldiğimiz noktada mevcut eğitim sistemiyle mahalle dayanışması komşuluk ilişkileri erozyona uğramış asık surat soğuk, ruhsuz mesafeli insanlarla dolu, aynı apartmanda birbirine düşman ve yabancı nesiller yetiştirilmiştir. Yan dairede aç yatanı görmeyen, feryadı işitmeyen, bana "dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığıyla yetişen bu nesil, bu ruhsuz insanların yetişmesi bir planlı projenin sonucudur.


© İstiklal