Ontoloji Ve Epistemoloji Denkleminde İnsan: Varlığın Kıyısında ve merkezinde Bilginin Nabzı!

İnsanı konuşmaya başladığımız an veya insanı, olması gerektiği gibi hayatın merkezine ve hayatın bir öznesi konumuna koyduğumuz an, istesekte istemesekte iki büyük dosyayı aynı masaya koyarız.

Ontoloji ve epistemoloji!

Birincisi yani Ontoloji “ne var ‘’ sorusunu sorar. Burayı anlamlandırmak ve gerekçelendirmek için de; ne kadar var, niye var, nasıl var, neden var?” diye soruları sorarak ilişkiler ağına neden sonuç ilişkisi kuramı üzerinden izahat yapar.

İkincisi “nasıl biliyoruz, bilginin kaynağı?” nedir diye başlar konuya. Ne var ki insan fizik, kimya, biyoloji ve ruh boyutları bakımından son derece girift olması dolayısıyla bu iki soru birbirine dolanır; zira insan, dünyada duran bir “şey” olmanın ötesinde, dünyayı “dünya” kılan anlam ufkunun taşıyıcısıdır öznesidir. Bu bakımdan İnsanı salt biyolojiye indirgemek kadar, onu saf bilinç diye bedensizleştirmek de hakikatin bir yanını eksiltir ve hatta ağır yaralar.

O halde mesele nedir: İnsan, varlıkla bilgi arasındaki sınır hattında bir “köprü” değil, o sınırın bizzat işleyeni ve gerilim noktasıdır. Bu gerilim, insanın hem gücüdür hem de kırılganlığı!

İnsanın Ontolojisi: Nesne Değil, “Yerleşmiş” Bir Varlık

Ontoloji, kaba bir tasnif ve tabirle, “var olanın türünü” irdeleme sorusudur. İnsan, burada kolayca iki uçta okunur: ya doğanın bir parçası olarak nesne (beden, nöron, hormon, refleks) ya da dünyayı tasarlayan özne (akıl, bilinç, irade). Oysa insan bu ikiliğin içinde sıkıştığında, asıl belirleyici vasfını kaybeder: İnsan yerleşmiş, yerleşik bir varlıktır.

“Yerleşmişlik” vurgumdan kastım şudur; İnsan, boşlukta duran bir kamera değildir; belirli bir bedende, belirli bir tarihte, belirli bir dilin içinde, belirli ilişkiler ağında yaşar. İnsanın varoluşu “çıplak” değil; dünyalılık ile örülüdür. Bu yüzden insan ontolojisinin anahtar kelimeleri şunlardır:

Bedenlilik: Dünya bize ve biz dünyaya önce dokunur; sonra düşünürüz.

Zamansallık: İnsan, yalnız “şimdi”de yaşamaz; geçmişle yüklenir ve elde ki verileri yoğurarak gelecekle yönlenir.

Sonluluk: Ölüm bilgisi, insanı yalnızca ürküten bir sınır değil; anlam üretiminin motorudur.

Birlikte-varoluş: İnsan, “ben”i çoğu zaman “biz” içinde öğrenir.

Anlamsallık: ben ve biz ayırdını........

© İstiklal