Tamamlanmış Güzel Ahlâk: İslâm’ın Özü, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Mirası, Müslümanın Kimliği |
Hz. Muhammed (s.a.v.) neden gönderildi? Bu soru, İslâm’ı anlamanın anahtarıdır. O, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için Allah (c.c.) tarafından gönderildi. İslâm, güzel ahlâk dinidir. Hakikî iman ile iman etmiş Müslüman, güzel ahlâk sahibi iyi insandır.
Peygamber Efendimiz: “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurarak (Muvatta’, Hüsnü’l-Hulk,8) risâletinin özünü açıkça ortaya koymuştur. Bu cümle, İslâm’ın ruhunu özetler. Demek ki İslâm; sadece ibadetler, hükümler ve şekiller dini değil, ahlâkı merkeze alan bir hayat nizamıdır; insanın kalbini, davranışlarını ve toplumla ilişkilerini güzelleştiren ilâhî bir ahlâk nizamı olduğunu göstermektedir. İslâm’ın kalbi, güzel ahlâktır.
Kur’ân-ı Kerîm, Peygamber Efendimiz’i “Şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin” (Kalem, 68/4) ayet-i kerimesiyle övmüştür; onun ahlâkının, müminler için en güzel nümune olduğunu bildirmiştir (Ahzâb, 33/21). Bu sebeple İslâm’da iman, güzel ahlâkla kemâle erer; ibadetler, güzel ahlâk ile mana kazanır.
Güzel ahlâk; doğruluk, adâlet, merhamet, sabır, edep, hürmet, emanete riayet, kul hakkına hassasiyet ve affedicilik gibi erdemleri kuşatır. Müslüman, diliyle incitmeyen, eliyle, diliyle, beliyle kimseye zarar vermeyen, kul hakkı yemekten, gönül kırmaktan sakınan kimsedir. Resûlullah (s.a.v.), “Müminlerin/Müslümanların iman bakımından en mükemmeli, ahlâkı en güzel olanıdır” (Tirmizî, Îmân, 6) buyurarak ahlâk ile iman arasındaki ayrılmaz bağı vurgulamıştır.
Güzel ahlâk yoksa; bilgi ve hikmet eksiktir, ibadet maneviyatsızdır, din şekle indirgenmiştir. Çünkü güzel ahlâk, dinin hayata yansıyan yüzüdür. Müslüman, sadece “inandım”, “Müslümanım” diyen değil; doğru itikatını davranışına taşıyan, hayatında ehl-i sünnet vel-cemaat yolunda, sırat-ı müstekimde istikamet üzere yaşayan insandır. Peki, bugün "Müslümanım" diyen insanlar, bu tamamlanmış güzel ahlâkı ne kadar yaşıyor ne kadar temsil ediyor?
İslâm neden güzel ahlâk dinidir? Kur’ân-ı Kerîm, iman ile, Müslümanlık ile ahlâkı asla birbirinden ayırmaz. Adâlet, merhamet, dürüstlük, emanet, sabır, affedicilik ve kul hakkı hassasiyeti, imanın tabiî neticesidir. Peygamber Efendimiz, düşmanlarına bile zulmetmemiş, kendisine kötülük edenleri affetmiş, yetimin başını okşamış, fakirin sofrasına oturmuş, kölenin elini tutmuştur. Onun sünneti, güzel ahlâkın ete kemiğe bürünmüş hâlidir. İslâm, insanı sadece Allah’a karşı değil; insana, topluma, tabiata ve hatta hayvana karşı da sorumlu kılar. Bu yönüyle İslâm, toplumu inşa eden ve hayatı güzelleştiren bir güzel ahlâk düzenidir.
İslâmiyet öncesi cahiliye dönemi Arapları, kız çocuklarını diri diri gömer, kabile savaşlarıyla kan dökerken, Hz. Muhammed (s.a.v.) "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" diyerek toplumsal şuuru, "Müminler birbirini sevmekte, merhamet etmekte bir vücut gibidir", “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek manada iman etmiş olmaz.” diyerek sosyal dayanışmayı öğretti.
Medine Vesikası, farklı inançları barış içinde bir arada yaşatacak ahlâkî bir anayasa oldu. İslâm'ın yayılışı sadece askerî fetihlerle değil, bu üstün ahlâkın kazandırdığı güven ve saygıyla gerçekleşti. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” ikazı, İslâm ahlâkının sadece şahsî değil, aynı zamanda........