menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mülkün Ruhu Güvendir: İnsan Merkezli Devletten Adâletli ve İtibarlı Geleceğe

24 0
03.10.2026

Bir devletin gerçek büyüklüğü, sınırlarının kilometrekaresiyle, ordusunun asker sayısı veya göğe yükselen beton kuleleriyle ölçülmez.

Devletin gerçek kudreti, gecenin zifirinde haksızlığa uğrayan kimsesiz bir vatandaşın, "Benim devletim hakkımı kimseye yedirmez" diyebilmesindeki o sarsılmaz inançta saklıdır.

Bir çiftçinin toprağından, bir işçinin alın terinden, bir girişimcinin yatırımı ve şirketinden, bir ilim insanının, bir akademisyenin özlük hakkı, ilim ve ifade hürriyetinden, bir gencin ise liyakatle şekillenecek istikbalinden emin olmasıdır.

Vatandaş, adliye kapısından içeri girerken hâkimin kimliğine veya siyasî aidiyetine değil, hukukun hakikat ve adâlet terazisine; bir kamu dairesine adım atarken tanıdığının gücüne değil, hakkının yalın hakikatine güvenebiliyorsa, orada devlet sadece güçlü değil, aynı zamanda âdildir.

Çünkü devletin en geçilmez burcu taştan veya çelikten değil, vatandaşının kalbinde inşa ettiği güven duygusu surlarından oluşur.

Dünyaca bilinir ki, hakikî Türk’ün, Müslüman Türk milletinin tarih sahnesindeki varoluş iradesi devlet, o iradeyi ayakta tutan yegâne ruh ise adâlettir.

Orhun Abideleri’nde Bilge Kağan’ın "Gece uyumadım, gündüz oturmadım; Türk milleti için çalıştım, fakir milleti zengin kıldım" haykırışından, Şeyh Edebali’nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" hikmetine uzanan çizgi, basit bir idarî tercih değil, varoluşa dayanan bir medeniyet felsefesidir.

Eski Türk hâkimiyet düşüncesindeki "kut" anlayışı, hükümdara sınırsız bir tahakküm yetkisi vermiyor; aksine onu töreye uyma, güvenliği sağlama ve halkın refahını temin etme mesuliyetiyle yüklüyordu. Töreye uymayan, halkını aç ve açıkta bırakan bir idarecinin “kut”unu kaybettiğine inanılırdı.

Müslüman Türk devlet geleneğinde ise devlet; gücünü kırbaç gibi kullanan bir baskı mekanizması değil, vatandaşının can, mal, hak, akıl, nesil ve inanç emniyetini teminat altına alan "kudretli ve şefkatli bir çatı" olarak tecelli etmiştir.

Adâlet, ilâhî bir emanet; mülk ise bu adâlet üzere kaim bir dengedir. Ancak ne zaman ki devlet, vatandaşının sığınacağı güvenli bir liman olmaktan çıkıp mücerred/soyut bir bürokrasi çarkına, vatandaş ise mülkün asıl sahibiyken kendi vatanında kiracı hissiyatına sürüklenir, işte o zaman medeniyet binamızda derin çatlaklar belirmeye başlar.

Bizler, "Kenar-ı Dicle'de bir kurt kapsa koyunu, gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer'den" şuuruyla idare edilmiş, Nizamülmülk’ün Siyasetname’sinde ikaz ettiği liyâkat ilkeleriyle yoğrulmuş bir mirasın taşıyıcılarıyız.

İslâm siyaset ahlâkının omurgasını oluşturan Nisâ sûresi 58. âyetindeki "Emanetleri ehline vermeniz ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmeniz..." ilkesi ile Mâide sûresi 8. âyetindeki "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adâletsizliğe sürüklemesin" ilâhî ikazı, iktidarları şahsî hırsların ve zümre menfaatlerinin oyun alanı olmaktan çıkarıp, omuzları ezen vicdanî bir yük haline getirir.

Farabî’nin El-Medinetü'l-Fazıla’sında tasvir ettiği ideal toplumda da meşruiyetin kaynağı kaba güç değil, hakkaniyettir. Selçuklu’daki Dîvân-ı Mezâlim müessesesi, en tepedeki idarecinin dahi vatandaşa yaptığı haksızlığın hesabını verdiği bir adâlet kapsısıydı.

Klasik Türk-İslâm devlet aklında idareci; taraf tutan bir parti, grup mensubu değil, herkesin hakkını eşit mesafeden koruyan vicdanlı bir hakemdir.

Bu adâlet anlayışının iktisadî ve sosyal hayattaki karşılığını en berrak biçimde İbn Haldun’un Mukaddime’sinde formüle ettiği "Adâlet Dairesi" teorisinde görürüz:

"Dünya bir bağdır, duvarı devlet/Devletin düzeni hukuktur/Hukukun koruyucusu mülktür/Mülkü toplayan halktır/Halkı idare eden adâlettir."

İbn Haldun, hukukî emniyetin kaybolduğu, vergilendirmenin âdil yapılmadığı, mülkiyet hakkının tehdit edildiği ve girişimcinin yarınından endişe duyduğu toplumlarda üretimin felç olacağını söyler.

Üretimin durduğu yerde hazine boşalır, hazinesi........

© İstiklal