Çöken Dünya Hukuk Düzeni ve İslâm Hukukunun Evrensel Çağrısı

İnsanlık, tarih boyunca adâletin peşinde koşmuştur. Güçlü hukuk sistemleri kurmuş, anayasalar yazmış, uluslararası sözleşmeler imzalamıştır. Fakat bugün gelinen noktada açık bir gerçek vardır: Hukuk çoğalmış, adâlet azalmıştır. Kurallar artmış, vicdan zayıflamıştır. Mahkemeler var ama mazlumun sesi hâlâ duyulmamaktadır.

Yüce Osmanlı Devleti (Devlet-i Aliyye-i Osmaniye), 600 yıl boyunca İslâm hukukunu uygulayarak üç kıtada barışı ve huzuru sağlamıştır. "Millet Sistemi" ile gayrimüslimlere din ve hukuk özerkliği tanımıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde hazırlanan kanunnameler, örfî hukuk ile İslâm hukukunu o kadar başarılı harmanlamıştır ki, Avrupalı hukukçular bu sistemi incelemek için İstanbul'a akın etmiştir. Endülüs'te 800 yıl süren İslâm hakimiyeti, Hristiyan ve Yahudilere adâlet dağıtarak altın çağ yaşatmıştır. Bugün bile İspanya'daki tarihî eserler, o adâletin müşahhas şahitleri olarak durmaktadır.

Bugün, dünya, gökdelenlerle yükselirken insanlığın temelleri çökmektedir. Batı hukuku, milyarlarca dolar değerindeki davaları çözerken, bir yetimin hakkını korumakta aciz kalmaktadır. İnsanlığın adâlet, huzur ve barış arayışındaki bu çıkmaz, insanlığı hangi kapıya götürmektedir? Kur'ân-ı Kerim'in "Aralarında Allah'ın (c.c.) indirdiğiyle hükmet" emri, sadece Müslümanlara değil, tüm insanlığa bir kurtuluş reçetesi sunmaktadır.

İşte bu noktada İslâm hukuku, sadece bir “hukuk sistemi” değil; adâleti merkeze alan bir hayat nizamı olarak yeniden düşünülmeyi hak etmektedir. Çünkü İslâm hukukunun hedefi, yalnızca suçu cezalandırmak değil; zulmü doğmadan engellemek, hakkı güçlüye değil hak sahibine teslim etmektir.

Huzur ve refahın kaynağı, dengeli adâlettir. Bugün dünyada refahın âdil dağılmadığı açıkça görülmektedir. Küresel ölçekte zenginlik artarken, yoksulluk derinleşmektedir. İslâm hukuku bu noktada sadece yasak koymaz; denge kurar. Faizin uygulanmaması, zekât ve infak müesseseleri, yetim ve yoksul hakkının korunması; ekonomik adâleti sağlamaya yönelik bütüncül bir sistem sunmaktadır.

Bu, kişiyi ezmeden toplumu korur; toplumu ihmal etmeden ferdi yüceltir. Ne sınırsız kapitalizmin acımasızlığına ne de kişiyi yok sayan kolektivizmin katılığına izin verir. Refah, ahlâkla; zenginlik, sorumlulukla birlikte düşünülür.

Barış, huzur ve dayanışma zemini, hukukun........

© İstiklal