İslamiyet ve Minimalizmin Buluştuğu Ortak Payda: Sadelik

Günümüz dünyasında kulaklarımız sürekli aynı şeytani fısıltılarla çınlıyor: “Hayat çok kısa; ye, iç, gez, tüket, hayatını yaşa! Lüks hayat senin hakkın, sen keyfine bak!” Kapitalist sistem medya, reklamlar ve iletişim araçları vasıtasıyla zihnimize sürekli sahte ihtiyaçlar pompalıyor. Bize sürekli o yeni ürünü almazsak toplumun gerisinde kalacağımızı, statü atlayamayacağımızı, yeterince şık ve gösterişli olamayacağımızı empoze ediyor. Hatta öyle bir illüzyon yaratılıyor ki; doğal görünüm çirkinlik, sade bir yaşam ise bir tür "aşağılık" veya "başarısızlık" gibi yansıtılıyor. Sosyolog ve felsefeci Baudrillard’ın akademik analizinden yorumlanacak olursa “hipergerçeklik” içerisinde yaşayarak hakikatten gittikçe uzaklaşıyoruz. Bu dünyadaki şekli yükselişimiz o kadar elzem oluyor ki, öbür dünyadaki manevi huzurumuzu yitirmemiz pahasına büyülü dünyanın tılsımına kapılıp sürüklenip gidiyoruz.

İşte tam bu noktada, modern insanın eşya ile kurduğu bu hastalıklı ilişkiye karşı son yıllarda Batı'da "Minimalizm" adında bir akım yükseliyor.........

© İstiklal