Büyük Çöküş “PAX AMERICANA’NIN” Sonu
Dünya tarihinin tektonik levhaları sarsılırken, Trump’ın inkârcı retoriği ne olursa olsun, karşımızda duran çıplak gerçeklik Amerikan hegemonyasının artık kronik bir enerji yorgunluğu içinde olduğudur. Pax Americana’nın görkemli günleri geride kalırken, ABD’nin İsrail’in bölgesel ajandasına eklemlenerek kendini anlamsız ve çıkışı olmayan bir savaşın içinde bulması, aslında küresel bir güçten çok, reaksiyon gösteren bir yapıya dönüştüğünün en somut kanıtıdır.
Bugün Washington koridorlarında yankılanan o derin "kaybetmişlik" hissi, sahadaki askeri hareketlilikten ziyade, stratejik bir geri çekilmenin ve bölgeden en az hasarla kaçma planlarının habercisidir.
NATO’nun bu süreçteki tutumu ise ittifakın genetik kodlarındaki bozulmayı ifşa etmiştir. ABD’nin beklediği kayıtsız şartsız desteğin üye devletler nezdinde karşılık bulmaması, Washington’ı "kaybedenler kulübü"nün yalnız aktörü haline getirmiştir. Tarihsel perspektiften bakıldığında, ABD’nin muhtemelen NATO’yu bir tehdit unsuru olarak masaya süreceği ve tüm askeri-ekonomik ağırlığını çekerek ittifakı sadece kağıt üzerinde yaşayan bir anı defterine dönüştüreceği bir dönemece giriyoruz.
Bu kaçış, sadece Orta Doğu ile sınırlı kalmayacak; İsrail’in bu stratejik boşlukta tek başına kalması, ilerleyen yıllarda onu da aynı mağlubiyet hissinin içine hapsedecektir. Netanyahu ve Trump gibi figürlerin siyasi ikballerinin bu kadar büyük bir risk altında olması, aslında temsil ettikleri eski dünya düzeninin can çekişmesidir.
ABD’nin bugün yapması gereken, jeopolitik bir rasyonellik sergileyerek enerjisini Orta Doğu’nun bataklığından çekip, kendi arka bahçesi olan Küba ve Meksika gibi yakın coğrafyalara odaklamaktır. Ancak çürüme sadece Orta Doğu ile sınırlı değil; Pasifik’in hırçın sularından Afrika’nın kalkınma koridorlarına, hatta Avrupa’nın kalbine kadar her yerde bir mevzi kaybı yaşanıyor. Özellikle Danimarka üzerinden yürütülen Arktik ve enerji projelerinin bugün "çöp" haline gelmesi, Amerikan vizyonunun ne denli daraldığını ve operasyonel gücünün nasıl buharlaştığını gösteriyor.
Kısacası ABD, küresel bir imparatorluk olmanın getirdiği o ağır yükü artık taşıyamıyor ve tarih, kapasitesini aşan bu devin geri çekilme sancılarını en sert şekilde not düşüyor.
