menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni Yüzyılda Türkiye Toplumu Neyi Savunuyor?

15 0
04.01.2026

TCK 215 Nasıl ihlâl ediliyor?

Tarih okumalarında ve araştırmalarında, konunun aslını çok daha önceki dönemlerden çalışmaya ve öğrenmeye başlarız. Yazımızdaki konu sınırlaması başlıktan da anlaşıldığı gibi cumhuriyet tarihimizin günümüzdeki toplumsal dönüşümünü kısaca yorumlamak için genel olarak insanlık tarihinin toplumsal yolculuğuna ilişkin bilgi içermelidir diye düşünüyorum.

Eski çağlarda toplumlar tek ortak düşünceyi savunuyordu. Öne çıkan ilk konular, inançlar ve değerler üzerineydi. Tarihi dönemlere ve coğrafi konumlara göre farklılıklar gösterse de eski çağ toplumlarının başlıca var oluş ve savunuş anlayışları şunlardı : gelenekler, dini inanç sistemleri, toplumsal hiyerarşi. Devleti ve yöneteni kutsamak başlı başına erdem sayılır isyan ise kutsala karşı gelmek olarak görülürdü. Savaş ve güç tanrıların isteğini yerine getirmek olarak meşrulaştırılmıştı.

Yani eski çağ toplumları genel olarak; gelenekçi, dine dayalı, hiyerarşik, devlet merkezli ve değişime kapalı bir düzeni savunurdu.

Türkiye’de Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda (1923-1938) toplumda savunulan temel değerler hem yeni kurulan devletin ideolojisi hem de Osmanlı’dan yeni çıkmış bir toplumun ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiştir. O dönemde Türkiye toplumu idealler bütününü savunuyordu. Cumhuriyet toplumunun yeni düzeni oluşturma, ayakta tutma, uyum sağlama ve büyütme gibi oldukça önemli görevleri vardı. Tam bağımsız , laik, ulusal kimliğe sahip, bilimselliği ve akılcılığı esas alan modern ve eşitlikçi bir toplum olma hedefini savunuyordu. Bugün gelinen noktada yukarıda saydığımız hangi temel düşünceler kaldı, sorunlar tam olarak çözüldü mü ya da Cumhuriyet hedeflerini tutturabildi mi? Elbette ki Cumhuriyetin kurucu ilkeleri tamamen kaybolmadı, sürece göre yeniden yorumlandı. Sınıfsız ve imtiyazsız toplum ideali yerini; sosyal adalet, fırsat eşitliği ve dezavantajlı gruplar söylemine bıraktı. Dil süslendi, değişti ama sorunlar yerinde saymaya devam etti. Demokrasi savunucuları her devirde mevcut. Adalet, eşitlik, özgür düşünce, hakçı ve halkçı yönetimden yana irade ortaya koymak elbetteki refah toplumu olma yolunda olmazsa olmazdır ve Türkiye toplumu bu bilinçte ve istektedir lâkin yasa önünde suçun tanımını anlamakta ve kavramakta güçlük çekmektedir.

Cumhuriyetin yeni yüzyılında Türkiye toplumunun siyasetten ekonomiye eğitimden toplumsal duyarlılığa bakış açısı, düşünce şekli ve ahlaki değerlerin devinimi açısından geldiği nokta oldukça düşündürücü!

Toplumsal toleransta ( ör: kanunlar önünde suç ve suçlunun tanımındaki çok yüzlülük*) ahlaki ve etik sınırların genişlemesi ile aslında bir tür sınır tanımazlık aşamasına gelmiş durumda. Cumhuriyetin öngördüğü muasır medeniyet seviyesine gelme şeklimiz gelenekten ve özden kopuş, dile, kültüre ve benliğe yabancılaşma, ahlaki yozlaşma, toplumsal çürüme ve tüm gayri ahlaki kavramların olağanlaşması, normalleşmesi ve toplumun bel kemiğini oluşturan yasal ve ahlaki kavramların gerçeklikten sapması söz konusu görünüyor.

Bilgiden uzaklaşan bir toplum zamanla kendi bilgisiz ve bilmez yanını gerçek sanmaya başlıyor. Yasaları mevcut hükümetlerle içselleştiriyor ortaya şöyle bir tablo........

© İstiklal