Zulmün Kıskacındaki Dünya İslam’ı Bekliyor - 6 |
Sahte mabudları / tanrıları ve bunların yeryüzünde nasıl zulme sebep olduklarını anlatmaya devam ediyoruz. Bu yazımızda put kavramını ve puta tapıcılık konusunu işleyeceğiz.
I- Put ve Putperestlik Ne Demektir?
Doğaüstü gücü olduğuna inanılan; taştan, tahtadan, metalden vs. malzemeden yapılan ve tapınılan heykel veya nesnelere put denir. Putperestlik de bu nesnelere aşırı saygı ve tapınma eylemidir. Mesela İslam’dan önce cahiliye döneminde Kâbe’de 360 kadar put vardı. Ayrıca Arabistan genelinde Lat, Menat, Uzza ve Hübel gibi büyük putlar vardı ve müşrikler “Biz onlara sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.” (Zümer: 3) diyorlardı.
Hâlbuki bunların her birinin Allah’a ortak koşulan şirk unsurları olduğu bilinen bir gerçektir.
İslam’da Allah’tan başka ilah edinilen her türlü nesne, fikir veya aşırı tutku da esasen bir nevi put olarak nitelenir.
Buna göre putperestlik bazılarının zannettiği gibi tarihte kalmış değildir. İcat edilen modern putlar üzerinden yaşanan modern putperestlik günümüzde had safhada cereyan edip gitmektedir. Zira bir şeyin put olabilmesi için ille de bir cisme, şekle, boyuta girmiş olması gerekmez. Kalpte Allah’a ortak koşulan her şey puttur.
“Modern putlar” diye tanımladığımız putlara aslında insanlar geçmişte de tapınmıştı. Ama bugün bunlar hayatın içinde daha fonksiyonel hale geldiği için özellikle dikkat çekmek ihtiyacı hâsıl olmuştur. Modern putları ikiye ayırmak mümkündür.
- Fikrî planda üretilen putlar
- İnsanın kendi nefsini putlaştırması
1- Fikrî Planda Üretilen Putlar
Aklın putlaştırılması buna en iyi örnektir. Kişi “Benin aklım bana yeter. Aklıma yatan şey doğrudur, bunun dışında doğru kabul etmiyorum.” derse, aklını putlaştırmış olur. Felsefeciler ekseriyetle böyledir.
Dinin Allah tarafından vazedilmesindeki zaruret de buradadır. Yanılmakla malul akıl, sahibine din vazedemez. Tarih boyunca peygamber gönderilmesinin sebeplerinden biri de, aklın putlaştırılmasının önüne geçmek içindir.
Fikrî planda üretilen putlara bir diğer örnek, insanın insanı putlaştırmasıdır. İnsanoğlu gerçekten çok gariptir. Birçok kişi kendisi gibi bir beşer olan sair insanlarda gözlemlediği bazı özellikleri mübalağa ile büyüterek onları putlaştırır. Bunun cehaletten veya zaaftan kaynaklandığında şüphe yoktur. Bir insan kendi kendine din tayin edemezken, nasıl olur da kendisi gibi aciz, zayıf, noksan bir başka beşer ona din vazedebilir? Elbette ki bu mümkün değildir.
Dolayısıyla adı böyle konmasa da, ideoloji ve sistem geliştiriciler, onları takip eden birçok kişi tarafından aslında putlaştırılmakta; onların ortaya koydukları ilke ve prensipler de din gibi kabul edilmiş olmaktadır.
İnsanın insanı ilahlaştırması; daha ziyade batı menşeylidir. Mesela Eski Yunan’da hurafe bir kabul olarak, bir tanrı yahut tanrıçayla ölümlü bir insanın birleşmesinden doğan yarı tanrılar vardır. Herakles (Herkül), Perseus, Aşil (Achilles), Theseus ve Orpheus bunların en bilinen örnekleridir.
2- İnsanın Kendi Nefsini Putlaştırması
İnsan, farkına varmadan kendi nefsini de putlaştırabilir. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi putun ille de bir şekle bürünmesi şart değildir.
Burada “nefis” derken kastettiğimiz, insanın maddeye, arzulara, heves ve isteklere meftun olan yönüdür. Ama bugün ne acıdır ki dünya genelinde insan denen varlığa sadece nefis anlamıyla yaklaşılıyor ve değer biçiliyor.
İşte sadece bu yönüyle bile insanlık İslam’ı beklemektedir. Çünkü İslam insanın çift yönlülüğünü esas almıştır.
İnsanın birinci yönü normal aklın desteklediği, fıtratın teyit ettiği, “ruh”un güçlendirdiği benliktir. Buna tasavvufta rahmani benlik denir.
İkinci yönünde ise biraz önce arzu ve iştiyak diye tarif ettiğimiz nefis ve onu destekleyen, insana daima vesvese veren şeytan vardır. Bu ikinci yön, insanın şer tarafını teşkil eder.
Günümüzde insana materyalist anlayışla yaklaşan batı kültürü ve onun versiyonları insandaki bu çift yönlülüğü idrak edememekte, bu sebeple insana dair teşhis ve tespitler yanlış çıkmakta, tabiatıyla çözüm adına yapılan çalışmalar da sonuçsuz kalmaktadır. Ne acıdır ki batı kültürü ve onun materyalist felsefesi insanı “ekonomik bir hayvan” olarak tarif eder; onun menfi arzularını da karşılanması gereken tabii ihtiyaçlar olarak tanımlar.
Batıda az da olsa bu yanlış anlamaya karşı çıkan araştırmacılar da olmuştur. Mesela insanın bu bilinmezliğine işaret eden Fransız Doktor Alexis Carrel, “İnsan Bu Meçhul” adlı bir kitap yazmış ve Nobel ödülüne layık görülmüştür.
Elhasıl batı kültürü ve onun son dönemlerde hortlattığı pozitivist ve materyalist anlayış insanı anlamaktan uzaktır. Bu yüzden insan kendini tanımak, gayesini bilmek ve öğrenmek için kendisini yaratan Allah’ın vahyine muhtaçtır. Zira insanı yaratan Yüce Allah, ona verdiği fıtrata göre neye muhtaç olduğunu en iyi kendi bilmektedir. İşte bu açıdan da insan vahiy mahsulü naklî delillere, dolayısıyla İslam’ın mesajına muhtaçtır.
Buna göre batının insana bu arızalı bakışı nefsin putlaştırılmasına tipik bir örnektir.
Nefis İslam’da belki de en büyük puttur. Bu puta Kuran “hevâ” adını vermektedir. Konuyla ilgili ayetlere iki örnek verelim:
“Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?” (Furkan: 43)
“(Ey Muhammed!) Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah'ın kendi ilmi dâhilinde saptırdığı, kulağını ve........