Zulmün Kıskacındaki Dünya İslam’ı Bekliyor – 3

Muhterem okuyucularımız bilirler ki bu köşedeki yazılarımızı düzenli olarak sürdürmeye özen gösteririz. Son haftalarda biraz rahatsız olmamız, biraz da ramazan ve bayram gündemi sebebiyle elde olmayan bir aksama yaşadık. Bu zaman zarfında merak edip arayıp soranlara buradan bir kere daha teşekkür ve selam ederim. Mazeretimizin kabulünü taleple kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bundan evvelki iki yazımızda Epstein dosyalarıyla gündeme gelen cinsel sapkınlık, işkence, zulüm, vahşet ve dehşet hadiselerinin genel bir değerlendirmesini yapmıştık. Bu yazımızdan itibaren başlığımızda geçtiği üzere “dünyanın neden İslam’ı beklediğini” izaha çalışacağız.

Evet, farkında olsun ya da olmasın, bütün insanlık İslam’ı bekliyor. Peki, neden?

I- Tek Hak Din İslam’dır; Âlemde Yegâne Hâkim Otorite de Allah’tır

İslam vahiy kaynaklı olup bozulmadan devam eden ve kıyamete kadar bu hususiyetiyle varlığını koruyacak olan tek hak dindir. Bu gerçeği her Müslüman bilir. Dahası gayrimüslimlerden vicdanının sesini dinleyen birçok kişi de İslam’ın günümüze kadar bozulmadan gelen tek din olduğunu kabul eder.

1- İslam Her Türlü Batıl İnancı Reddeder

İslam, tek hak din olması münasebetiyle bütün insanlığa hitap eder, zaman ve mekânı aşarak bütün sorunlara cevap verir. Bu özelliğini bu güne kadar muhafaza ettiği gibi kıyamete kadar da sürdürecektir. Bu sebeple de beşeriyetin cehaletinin ve de kirli ellerinin bulaştığı her türlü tahrifi, tabiatıyla muharref din telakkilerini ve onların şirke bulaşmış inanç unsurlarını reddeder.

- Putperestliğin her çeşidini, başka bir ifadeyle mahlûku ilah addetmeyi veya ilah önünde aracı kabul etmeyi,

- İnsanların sistemleştirdiği ideolojilerin bir din gibi sunulmasını,

- Hak ve hakikat eksenli olmayan bütün beşerî dayatmaları, yani “tağut”u reddeder ve iman edenlere bu batıl ve zulmü esas alan otoriteye karşı çıkmalarını emreder.

Elhasıl İslam, âlemde tek otorite olarak; noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla muttasıf, ilmi nihayetsiz, kudreti sonsuz, her türlü beşerî zaaftan uzak Yüce Allah’ı kabul eder. Onun dışındaki tüm sahte mabudları reddeder.

Bütün bu manalar açılabilse ciltlerle kitap meydana çıkar. Fakat bütün bu manaları tek bir cümleyle ifade etmek mümkündür, o da kelime-i tevhid cümlesidir: La ilahe illallah Muhammedün Resulüllah / Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.

2- Kelime-i Tevhidin Mana ve Mahiyeti

Kelime-i tevhid, âlemdeki tevhid hakikatini vurgulayan en öz ve en vurucu ifadedir. Bu mübarek cümle iki kısımdan oluşur. Birinci kısım tevhidi, ikinci kısım nübüvveti ifade eder. Böylece Allah’a iman ve onun gereği olan gerçekler en mücmel manada bu cümlede toplanmış olur. Şimdi kelime-i tevhidin bu iki kısmına dair kısa bazı mütalaalarda bulunalım:

La ilahe illallah cümlesindeki “ilahe” kelimesi, Allah’a (haşa) ortak addedilen bütün sahte mabudları ifade eder. Allah’a gerçek anlamda iman, bu sahte mabudların tümünü birden reddetmekle mümkündür.

Kelime-i tevhidi anlatan eserlerde bu “ilahe” kelimesinin yerine başka kavramlar da konulmak suretiyle imanın keyfiyeti tebarüz ettirilmeye çalışılır. Birkaç örnek verelim:

- La mabude illallah / Allah’tan başka ibadet edilecek yoktur.

- La maksude illallah / Allah’tan başka gaye ve maksat yoktur.

- La mevcude illallah / Allah’tan başka mutlak manada hakiki mevcut yoktur. (Nitekim kelam kitaplarında “vacibu’l- vücud” ve “mümkini’l- vücud” diye iki kavram tarif edilir. Vacibu’l- vücud, varlığı kendi kendine zaruri ve kaim olma manasında Allah’tır. Mümkini’l- vücud ise, olması da olmaması da mümkün manasında bütün mahlûkatı ifade eder.)

- La hâkime illallah / Allah’tan başka hüküm ve hikmet sahibi yoktur. (Allah’ın hâkim sıfatını sonraki yazılarımızda ele alacağız.)

- La mahbube illallah / Allah’tan başka sevgili, dost yoktur.

- La melike illallah / Allah’tan başka melik, âlemi sevk ve idare eden bir güç yoktur.

Kuran’ın son suresi olan Nas Suresinde Allah’ın üç sıfatı öne çıkarılır: Rab, ilah ve melik. Tefsirlerde anlatıldığına göre buradaki melik sıfatı Allah’ın gerçek anlamda idareci olduğunu, mutlak manadaki hükümdarlığını ifade eder. Bu sıfat İslam’ın, hayatın siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal bütün yönlerini şamil olduğunu gösterir. Gerçek şu ki İslam, hayatın bütününe hiçbir boşluk bırakmadan izah getirir; hayatın hiçbir safhası bunun dışında kalamaz. Allah’ın sıfatları dünyayı ve ukbayı bütün cihetleriyle kuşatır. İşte bütün bunlar tevhidin mana ve keyfiyetini anlatır.

Muhammedün Resulüllah:

Muhammedün resulüllah nübüvveti ifade eder ve tevhidi tamamlar. Yani kelime-i tevhid cümlesi tevhid ile nübüvvetin bütünleşmesiyle meydana gelir.

Kuran-ı Azimüşşan’ın mesajları doğrultusunda kelime-i tevhidin bu iki parçasının birbirini nasıl bütünlediğine dair şunları söyleyebiliriz:

- Muhammedün Resulüllah, La ilahe illallah’ın teminatıdır. İkisi birden sahih imanı tarif eder; hiçbiri tek başına kelime-i tevhidi ifade etmez.

- Buna göre Resul / Hz. Muhammed (s.a.v.) hevâsından konuşmaz; konuşması vahiyledir. (Bak: Necm: 3 - 4.) O halde Resulün konuşması Allah adınadır ve bağlayıcıdır.

- Bu sebeple de Resule itaat, Allah’a itaattir. (Bak: Nisâ: 80.)

- Yine Kuran’da “O size ne verdiyse onu alın, nehyettiğinden de sakının ki kurtulasınız.” (Haşr: 7) mesajı o........

© İstiklal