Papanın Dinî ve Siyasi Temsilciliğinin Tevhid Akaidi Açısından Değerlendirilmesi - 2

Bu yazımızda, bir evvelkinin de devamı niteliğinde Hıristiyanlığın muharref (tahrif edilmiş) bir din oluşunu ve Papanın dinî temsiliyetini yine tevhid itikadı açısından değerlendireceğiz.

I- Muharref Din Nedir?

Muharref, tahrif edilmiş demektir.

Dinin tahrifi, orijinalliğinin bozulması, tabii halinden değişikliğe uğraması anlamına gelir. Yahudilik ve Hıristiyanlık muharref birer dindir. İlk insan ve ilk peygamberden beri gelen hak din İslam’dan sapmadır. Dolayısıyla bunlar Allah katında din sayılmazlar; ilahilik vasfını kaybeden, beşerileşen yapılardır.

Tarih boyunca hep yaşanagelen dinde tahrif; iki şekilde zuhur eder:

Ya ilahi lafız değiştirilir, ondan bir şey çıkarılır, ona beşer sözü katılır veya ondaki bir bilgi gizlenir. (Bak. Bakara: 79, 159)

Ya da lafız aynen bırakılır ve fakat mana saptırılır. (Bak. Bakara. 174; Nisâ: 46)

Hangi şekilde olursa olsun, tahrifata uğrayan bir din, ilahilik vasfını kaybeder, beşerileşir.

İşte İznik Konsilinde Hıristiyanlığın başına gelen budur. Bu toplantıda beşerî yorumlarla ve de Roma Kralı öncülüğünde devlet baskısıyla, teslis amentüsü ortaya konmuş ve kabul edilmiştir.

Hal böyle iken, 1962-65 yılları arasında Vatikan’ca hazırlanan dinlerarası diyalogun gereği olarak ortaya atılan “semavi dinler”, “hak dinler”, “üç büyük din” adı altında dinlerin eşitliği iddiasına Müslüman kökenli şahısların da onay vermesi ve hizmet etmesi çok büyük bir vehamettir ve de ihanettir.

Bunlar böyle yapmakla ya beşerileşmiş muharref dinleri vahiy kaynaklı hak din seviyesine çıkarmak ya da (haşa) tek hak din olan İslam’ı tahrif edilmiş muharref dinlerin derekesine indirmek suretiyle dinleri eşitlemiş oluyorlar. Her iki durum da akâid faciasıdır.

Muharref din mensuplarının bundan kaybedecek bir şeyleri yoktur; asıl vehamet Müslümanların tuzağa çekilmesindedir.

Bütün bu hezeyanlar, bilerek veya bilmeyerek Yahudilik ve Hıristiyanlığın başına gelen tahrifat, bozulma ve saptırmanın İslam’ın başına da getirilmesi teşebbüsüdür. Ve tevhid akidesi açısından ortaya çıkan durum, şirk denen itikâdî ihlaldir. İşte dinlerarası diyalog tuzağına düşen Müslüman kökenli şahısların anlamadıkları veya anlamak istemedikleri büyük felaket budur.

II- Şirkin Kahredici Büyük Tehlikesi

Bilindiği üzere İslam akaidine göre bütün günahlar affolunur, ancak şirk affolunmaz. (Nisâ: 116) Çünkü şirk itikâdî yanlıştır. Kuran şirkin bu büyük tehlikesine defalarca dikkat çeker.

Mesela Lokman Suresinde şirkin çok büyük bir zulüm olduğu Hz. Lokman’ın oğluna nasihati kabilinden şöyle vurgulanır:

“Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma, çünkü Allah'a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür.” (Lokman: 13)

Şu ayet de dehşet verici bir misalle şirkin nasıl bir tehlike olduğunu anlatır:

“Allah’a yönelen, O’na ortak koşmayan kimseler (olun). Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.” (Hac: 31)

Allah Teâlâ’nın şirke düşmemeleri hususunda kullarını ihtar ettiği bir başka ayet-i kerime de mealen şöyledir:

“…Sakın Allah ile beraber başka bir ilâh edinme; yoksa kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın!” (İsrâ: 39)

Bütün bu sebeplerle bir Müslüman diğer dinlere ait akide, ibadet, ayin, ritüel vs. gibi kavramları değerlendirirken bu ölçüyle hareket etmek mecburiyetindedir. Aksi takdirde itikâdî ihlalle karşı karşıya kalır; Allah muhafaza şirke düşebilir. O bakımdan Papanın Türkiye ziyaretiyle ilgili olarak söylenen sözleri, sergilenen fiilleri ve sembollerle verilen mesajları bu ölçülere göre tartmak itikâdî bir mecburiyettir.

III- İslam Hukukunda Putperest Müşriklerle Muharref Din Mensuplarının Şirki Arasındaki Fark

Burada yazımızın hacmini fazla zorlamadan bir hususa daha dikkat çekmek istiyoruz:

Putlara tapmak da şirktir, teslise (üçlü tanrı sistemine) inanmak da şirktir. Ama İslam hukuku açısından aralarında bir fark vardır. Şöyle ki;

Mekke müşrikleri söz konusu olduğunda akla taştan topraktan yapılmış putlar gelir. Öyle ki Kâbe’de 360 civarında put vardı.........

© İstiklal