İslam’ın Kimlik ve İzzetini Kuşanma Mecburiyetimiz

Son haftalardaki yazılarımızda, ABD Başkanı Trump’ın Gazze planını, bu planın akabinde devreye konan ve fakat İsrail tarafından sürekli ihlal edilen “ateşkes”i ve Gazzeli kardeşlerimizin maruz kalmaya devam ettiği zulmü anlatmaya çalıştık. “Trump planı” denen bu planın aslında İsrail tarafından hazırlandığını, Gazze’yi bitirmeyi ve savaşsız teslim almayı hedeflediğini ifade ettik. Üzerinden henüz çok kısa bir süre geçtiği halde, tespitlerimizin bire bir gerçekleşmekte olduğunu üzülerek görmekteyiz.

Peki, bu şartlar altında İslam ülkeleri Trump’ın planına destek vermek yerine ne yapmalıydı? Bu yazımızda bu hususu gündem edeceğiz. Ta ki, İslam ülkelerinin liderleri, en azından bundan sonra, düşman cephenin entrikalarla dolu ve zillet ifade eden bu ve benzeri planlarına destek verme basiretsizliğini göstermesinler.

I- Önce Tevhid, Birlik ve Beraberlik

Malum olduğu üzere bizim inancımızın adı “tevhid akâidi”dir. Tevhid akâidi, kelime-i tevhidin açılımı, inanılması gereken iman ilkeleridir. Buna göre her Müslümanın inancı tevhid ilkeleriyle şekillenmek; buna asla ters düşmemek; fikriyatı da bu inançtan kaynaklanarak kâinata ve olaylara yönelmek mecburiyetindedir.

1- Müminler Kardeştir

Kelime-i tevhidin, imanın ve İslam’ın gereği olarak bilinmesi ve uyulması lazım gelen en büyük esaslardan biri müminlerin kardeşliğidir. “Ancak müminler kardeştir.” (Hucurat: 10) mealindeki ayet-i kerime, Müslümanların birlik ve bütünlüğünü zaruri kılar. Bütün mesele bu kardeşlik şuurunun mana ve mahiyetini anlayabilmek ve buna göre hareket edebilmektir.

İşte gönüllerde ve fikirlerde bu tevhid ve kardeşlik hâkim olduğu zaman, bu hal, sosyal sahaya, toplum planına da aksedecektir. Cenâb-ı Hak şu ayet-i kerimede mealen tevhidin sosyal sahada yani toplum planında da tezahür etmesini emir buyurmaktadır:

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin…” (Âl-i İmran: 103)

Şu ayet-i kerime ise bu birlik ve bütünlükle sağlanan emniyet ve selametin kalıcılık şartına işaret etmektedir:

“… Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez…” (Ra’d: 11)

Bu ayetlerde, birlik ve beraberliğin temini, emniyet ve selametin ikamesi için müminlerin tek tek istikametini bozmadan gerçek mümin ve muvahhid olarak yürümesi gerektiğine dair de tembih vardır.

2- İslam Dünyasının Bölük Pörçük Durumu

İki milyarlık İslam dünyasına şöyle bir bakalım:

Günümüz itibariyle 57 devletten oluşan İslam dünyası Osmanlıdan sonra birlik ve beraberliğini kaybetmiş, ümmet bölük pörçük olmuştur.

Ehl-i kitap denen Yahudi ve Hıristiyanlardan müteşekkil İslam düşmanı cephenin entrikalarıyla sınırları cetvelle çizilmiş devletçikler kurulmuş, dahası bu ülkelerin başına büyük ölçüde kendilerine bağlı, kendi çıkar ve politik hedeflerine hizmet eden şahıs veya gruplar getirilmiştir.

Bu sebeple İslam dünyasındaki sorunları çözmek için her şeyden önce bu ülkelerin liderlerinin İslam’da samimi olmaları gerekli ve şarttır. Bunun için, yani başlarına liyakatli liderler getirmek hususunda Müslüman toplumlara büyük görev düşmektedir.

İdare eden ve edilenler İslam’da samimi olduğu zaman birlik ve beraberlik konusunda güçlü bir temel atılmış olur. Böylece planlanan yeni oluşumlar, siyasi ve ekonomik yapılar, sağlıklı ve kalıcı hale gelir. İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği gibi kuruluşlar ancak bu samimiyet zemininde etkili hale gelir.

3- Tefrikayla Mücadele Edilmelidir

Bunun için evveliyetle tefrika/ ayrılık yenilmelidir. Tefrikaya sebep olan hastalıklar bir bir terk edilmeli; İslam’ın olgunluk, ahlak ve fazilet ilkelerine sahip olunmalıdır. Tabiidir ki bu bir eğitim meselesidir.........

© İstiklal