Bip Sesiyle Gelen Rahatlık, Ekstreyle Gelen Çarpıntı: Kredi Kartı Tuzağı
Cebimizde beş kuruş nakit yok, ama havamızdan geçilmiyor. Markete giriyoruz sepet doluyor, mağazaya giriyoruz poşet doluyor, restorana gidiyoruz masa donatılıyor. Kasaya gelince de o sihirli hareketi yapıyoruz: Cüzdanın en fiyakalı yerinden o renkli plastiği çıkarıp, "Temassız olsun" diyoruz. Bip!
Ne kadar kolay, ne kadar havalı değil mi? Sanki o harcadığımız para bizimmiş gibi, sanki o limitler bize bankanın bir lütfuymuş gibi... Oysa o "Bip" sesi, aslında geleceğimizden çalınan günlerin sesi, haberimiz yok.
Eskiden maaş günleri bayramdı. Emekçi, alın terinin karşılığını cebine koyar, paranın sıcaklığını hissederdi. Şimdi öyle mi? Maaş hesaba yatıyor, para daha "Selamun aleyküm" demeye fırsat bulamadan, bir tuşla kredi kartı borcuna virman oluyor.
Geriye ne kalıyor? Koca bir hiç. Ee, cepte para yok, karın doyacak, fatura ödenecek... Ne yapıyoruz? Mecburen o borcunu kapattığımız (veya kapatmaya çalıştığımız) karta geri dönüyoruz. Yani maaşımızı değil, bankanın bize "bahşettiği" borcu harcıyoruz. Bu bir........
