Bir Defterle Başlayan Yol

Muzaffer Oğuz bu sabah yine erkenden okula gelmişti. Koridorlar sessizdi, sınıfların kapıları kapalıydı. Elindeki anahtarla öğretmenler odasını açtı, pencereden içeri sızan solgun ışığa bir süre baktı. Pencerenin önündeki masada, kenarları yıpranmış klasörler, mürekkebi bitmek üzere olan kırmızı bir kalem, içinde çay izi kalmış bir bardak... Kırk altı yılın sessiz tanıklarıydı bunlar.

"Bu yıl da geçti," dedi kendi kendine.

Ama içindeki öğretmen hâlâ gençti. Cebinde, üzerinde "Örnek Öğrenci" yazılı küçük bir not defteri taşıyordu her zaman. Görünmezdi belki, ama oradaydı.

Bu hikâye, yıllar önce Sinop'un Boyabat ilçesinde, küçük bir evde başlar.

Muzaffer, dördüncü sınıf öğrencisidir. Sınıfta yapılan sınavdan birinci olur. Öğretmeni, masanın çekmecesinden küçük bir not defteri çıkarıp ona uzatır. İncecik, mavi kapaklı, sade bir defter... Ama Muzaffer'in gözünde kocaman bir dünyadır bu.

Defteri cebine koyar. Günlerce cebinde taşır. İster ki babası fark etsin. İster ki sorsun:
"Bu defter nereden?"

O da gururla cevap versin: "Ödül aldım baba."

Ama babası sormaz. Bakmaz bile.

Akşam olur, annesi durumu fark eder. Babasına sitem eder. Aldığı cevap serttir:
"Aldıysa aldı. Bana mı aldı?"

O gece annesi oğlunun yanına oturur, başını okşar:
"Oğlum," der, "ben çok mutlu oldum. Bu defter senin ilk madalyan. Sakla onu."

Yıllar sonra babasının aslında o defteri gördüğünü, annesine "Övünmesin diye sustum" dediğini öğrenecekti Muzaffer. Sevginin dilini bilmeyen bir adamdı babası, sevgisiz değil.

O gece Muzaffer şunu öğrenir: Bazı insanlar görmez.
Ama bazı insanlar görmekle kalmaz, yüreğiyle tutar.

On dokuz yaşında öğretmen olur. Kastamonu Göl Öğretmen Okulu'ndan mezun olduğunda, sırtında bir çanta, yüreğinde büyük bir sorumluluk vardır. İlk görev yeri Gümüşhane'nin dağ köylerinden biridir. Yollar zordur, şartlar ağırdır. Ama o, "olmaz" kelimesini hiç........

© İstiklal