Evlilik Dışı Birliktelikler, Özgürlük ve Medeniyet Krizi
Bir Afrika kabilesinde günah işleyen kişiyi köy meydanının ortasına alır, etrafında halka olurlar ve ona hayatındaki tüm iyi şeyleri hatırlatırlarmış. Onlara göre her insanın ruhu temiz doğar ve kötülük kişinin unuttuğu iyiliklerin üzerini örtermiş. Modern insan acaba neleri unutuyor? Ahlaki süzgeçlerin kaybolması bir toplumun kaderini nasıl değiştirebilir? Tek bir "hayır" diyemeyiş, anlık bir arzuya boyun eğiş, nesiller boyu sürecek bir yaranın nasıl tohumu olabilir? Bu makale, unuttuğumuz bazı kadim gerçekleri hatırlamaya davettir.
Modern toplumda bazı kavramlar normalleştirildikçe anlam kaymasına uğramaktadır. “Özgürlük” bireysel tercihin sınırlarını, “mahremiyet” sorumluluğun alanını, “ilişki” ise evliliğin taşıdığı hukuki ve ahlaki yükü sessizce devralmıştır. Bugün evlilik dışı ilişkiler çoğu zaman bir ihlal değil, kişisel bir deneyim; bir çözülme değil, duygusal bir arayış olarak sunulmaktadır. Oysa her normalleştirme, beraberinde bir kaybı da getirir. Bu noktada asıl soru, evlilik dışı ilişkinin bireye ne kattığı değil, toplumdan, aileden ve insanın kendi iç bütünlüğünden ne götürdüğüdür.
Tarihte ve Medeniyetlerde Evlilik Dışı Birliktelikler
Zina ve evlilik dışı ilişkiler çağımızın en yaygın ama en az konuşulan sosyal gerçeklerinden biri haline gelmiştir. Zina, insanlık tarihi boyunca her toplumda ağır ahlaki ve toplumsal sonuçlar doğuran bir kötülük olarak kabul edilmiştir. İlahi dinlerde de bireyin hem Tanrı'ya hem topluma hem de aile yapısına karşı işlediği ciddi bir suç olarak değerlendirilmiştir. Tevrat'a göre zina edenler taşlayarak öldürülürken (Tesniye 22:22, Levililer 20:10), Hristiyanlıkta ceza ahirete bırakılmakta ve öğütlerle engellenmeye çalışılmaktadır (Yuhanna 8:1-11). İncil'de Tanrı'nın zinakârları yargılayacağı ve zina edenlerin Tanrı'nın Krallığına giremeyeceği yazılır (Korintliler 6:9-10). Kur’an’a göre ise zina büyük günahlardan biridir ve toplumsal düzeni bozan ağır bir suçtur ve cezası 100 değnektir (Nur Suresi 2. Ayet)
Sadece büyük dinlerde değil büyük medeniyetlerde de evlilik dışı cinsel ilişkiler ahlaki bir kötülük olarak tanımlanır. Greko-Romen dünyasında zina aşağılık bir ahlaksızlıktır ve zina edenlere katı cezalar vardır. Hinduizm’in kutsal metinleri olan Veda'larda zina büyük kötülüktür (İlahi no: 4.5.5) ve cinayet, ensest ve hilekarlık gibi bir günahtır. Budizm’de zina beş büyük günahtan biridir ve sefalet zincirinin bir halkasıdır. Kızılderililerde zinakârlar sakat bırakma ve taşlanarak öldürmeyle cezalandırılır. Zinakârlar Babillerde ve Hammurabi kanunlarında boğularak öldürülür.
Dinlerin ve medeniyetlerin binlerce yıldır uyguladığı öneri, öğüt ve yaptırımlar evlilik dışı ilişkilerin/zinanın toplumsallaşmasını ve meşrulaşmasını engellemiştir. Ancak kapitalist kültür, liberal felsefe ve Freudiyen psikolojinin etkisiyle özgürlük, bireycilik anlayışları yaygınlaşmış bunun sonucunda da evlilik dışı cinsel birliktelikler normalleşmiş ve suç olmaktan çıkmıştır. Evlilik ve sadakat, fedakârlık gerektiren yükler gibi sunulurken; geçici ilişkiler özgürlük ve kendini gerçekleştirme kavramlarıyla pazarlanmaktadır.
Araştırmalar evlilik dışı ilişkilerin gittikçe arttığını ortaya koymaktadır. 2003-2017 yılları arasını kapsayan 69 ülkede yürütülen bir çalışma, 12-15 yaş arasındaki cinsel birlikteliklerin sayısının gittikçe arttığını ortaya koymaktadır.[i] AB istatistik kurumu Eurostat verilerine göre, 2013 ile 2017 yılları arasında Avrupa'da en çok tecavüz vakasının görüldüğü ülkeler cinsel özgürlüğün en rahat yaşandığı İsveç ve İngiltere’dir. İngiltere’de her 10 anneden birinin çocuğu (2 milyon çocuk), babasının kim olduğunu bilmemektedir. Almanya'da hastaneye yatan anne adaylarının bilgileri mühürlü bir zarfa konulmakta ve bu zarf 16 yıl muhafaza edilmektedir. Anonim doğum ile dünyaya gelen çocuklar ise 16 yaşına geldiklerinde annesinin gerçek kimliğini öğrenme şansına sahip olmakta, gayri meşru/zina ilişkisi sonucunda........
