menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kimler Ödevini Yaptı? Fidan'ın Siyasi Perspektifi...

17 0
09.03.2026

Kimler ödevini yaptı? 28 Şubat tarihinde İran'da bir ilkokula 45 dakika arayla düzenlenen saldırılar neticesinde çogunluğu 7 ila 12 yaş arasında olan 165 kız çocuğu bu soruya artık cevap veremeyecek. Hayatını kaybedenlerin 20'sinin hala kimlikleri tespit edilemedi. DNA'larına ödev yerine farklı sorular sorulacak, kimliklerinin anlaşılması için. Bu yapılamayan ödevlerin sorumlusu kim? Bu çocuklara niçin yeni ödevler verilemeyecek? Tüm İslam coğrafyasında çocukların tek sorunları niçin ödevleri olmuyor? Kalanlar, gidenlere bu sorunun cevabını verebilecek mi? 

Ödev kelimesi geçtiğimiz günlerde TRT yayınında Hakan Fidan'ın siyasi paradigmasını görünür kıldığı bir cümlede geçmişti: "Sen ev ödevini yapmadıysan, İsrail ile ABD ile laf dalaşına bile girmemen lazım." Fidan'ın bu cümlesini ikiye bölerek tartışmak yerinde olacaktır. İran'a yönelik ödevini yapmama eleştirisi öncelik olarak tartışmayı hak ediyor. Kendisinde yükümlülük barındırmayan bu eleştiriye karşı bazı sorular yerinde duruyor: Bu ödeve çalışmak yalnızca İran' ın yükümlülüğü mü? Siz dahil olduğunuz blokla birlikte bu ödevin yerine getirilmesine engel olmadınız mı? Hala var olan NATO üsleriyle bu ödevin yapılmasını zorlaştırmadınız mı? Sıcak çatışma anında en kritik istihbaratı sağlayan kürecik radarıyla bu ödevin yapılmasının karşısında durmadınız mı? Engelleme, zorlaştırma ve hatta karşısında durulan bir ödevle ilgili Fidan'ın üstten bir dil kullanmak yerine kendi sorumluluğunu hatırlaması yerinde olacaktır. 

Aksa tufanı sonrası konuşulamayanlar, şimdi meselenin merkezinde İran olunca konuşulmaya başlandı. Hükümet tarafından tercih edilen siyasi paradigma fazlasıyla görünürlük kazandı. Fidan'ın ödev üzerinden koşullandırdığı "İsrail ve ABD ile laf dalaşına bile girmemen lazım" ifadesi İran'a yönelik kurulsa da, Aksa Tufanına bakış açısını da özetlemektedir. İran'ın, ABD ve İsrail karşısındaki güç dengesizliği Gazze'nin, ABD ve İsrail karşısındaki güç dengesizliğinden kat ve kat daha azdır. Bu cümlelerin Gazze direnişine yönelik değilde İran direnişine (ikisi birbirinden de bağımsız değildir) yönelik kurulması toplumda görülecek tepkiyle ve ABD nin İran'a yönelik saldırılarda sıcak çatışmada taraf olmasıyla ilgilidir. Fidan'ın güç orantısızlığı üzerinden yaptığı bu açıklama yalnızca güncel konu olan İran direnişini değil İslam tarihindeki farklı direniş tecrübelerini de anlamsızlaştıran boyutlar taşımaktadır. 

Fidan'ın siyasi söylem ve uygulamalarının hangi siyasi gelenekte karşılığı bulunmaktadır? Elbette müslümanlar, zulme karşı gösterecekleri direnişte, cihadın farz kılınma sürecinin aşamalar gerektirdiği gibi bazı aşamaları göz önünde bulundurması gerekir. Peki siyasi iktidar ödevime iyi çalışmadım deyip laf dalaşına bile girmeme siyaseti mi yürütüyor? Siyasetinden ekonomisine, askeriyesinden toplumsallığına belirli bir aşamaya kadar çatışmadan uzak ama hazırlık içerisinde olunan bir sürecin içersinde olmadığımız aşikardır. Laf dalaşına girmeme stratejisinden çok ortak iş yürütmenin devleti devlet yapan her alanda var olduğunu gözlemlemekteyiz. Fidan kendi cümlesinde geçen laf dalaşına bile girmeme ifadesiyle pasif direnişi kastediyorsa bu politikanın uzağında olduğunu hatta ilgili taraflarla aktif müttefiklik yürüttüğünü sırf NATO çatısı altında yürüttükleri siyaset üzerinden dahi söyleyebiliriz. 

İslam tarihinde zalim-mazlum ikilemi aynı zamanda direnişin görünür olduğu yerdir. Gücü yetmeyen mazlumlar zalime teslim olmasa da, onaylamasa da çatışmaya girmeme ama aynı zamanda teslim olmama/ortak olmama yolunu "pasif direnişi" benimsemişlerdir. Kısıtlı şartlara rağmen iman ve iradenin yok sayıldığı bir vasatta mücadele etmekse pasif direnişten daha yüce bir yol olarak görülmüştür. Bu yolun en önemli temsilcisi Hz. Hüseyin, Machiavelist siyasi okumalarla anlaşılacak değildir. O yol bizatihi ayrı bir siyaset üretmiştir. 

"İran, ABD’ye bir şey verseydi, İsrail’in baskısı işe yaramazdı”(TRT yayını Hakan Fidan) gibi ifadelerle zalimin az teslimiyetle tatmin olacağını düşünmek, mazlumu suçlu pozisyonda tanımlamak siyasi analizden çok suçluluk psikolojisinin yansımasıdır. Her türlü insani suçu dünyanın gözü önünde işleyen bir devletin müttefiki olmanın ürettiği suçluluk psikolojisinin yansıması... Bu psikolojik yanılsamanın İslam tarihinde, ne pasif direniş ne de Hüseyni direnişle ilgisi bulunmamaktadır. 


© İslami Analiz