menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bizans Papazları: Mezhepçiler

18 0
15.03.2026

Sosyolojik çözülme, kurumsal çöküş, düşüncenin devletleştirilmesi, kurtarıcılık yanılgısı yaşadığımız coğrafyada farklı bir medeniyetin tecrübesinde de gözlemlediğimiz sapmalardır. Tarihteki benzer sapmalar benzer sonuçları doğurmaktadır. Bir yanıyla benzerlikler gördüğümüz tarihsel olgular tedbir almak için birer fırsata dönüşebilir. Yukarda bahsini geçirdiğim sapmaları Bizans'ın örnekliği üzerinden ele almaya çalışacağım. Bu sapmaları, şahıslar üzerinden değil ait oldukları zihniyeti merkeze alarak tartışmak yerinde olacaktır. 

a. Gerçeklikten Kopuş: Sosyolojik Çözülme ve Kurumsal Çöküş

Osmanlı ordusu Bizans surlarına dayandığında papazların meleklerin cinsiyetini tartışması Bizans'ın içerden yaşadığı çöküşü anlatan temel bir olgudur. Öyle ki Bizans'ın kurumsal yapısında önemli yer tutan ve dini temsiliyet makamı olan kilise karşı karşıya olduğu krize yönelik gerekli farkındalığı üretmek yerine gerçeklikten uzak bir başlığı tartışma yolunu tutmuştur. İçersinde bulunulan krize yönelik çözüm üretme yoluna girişilmemiştir. Bu durum Bizans'ın yaşamış olduğu kurumsal çöküşü ve sosyolojik çözülmeyi temsil etmektedir. İçinden geçtiğimiz şu günlerde İslam coğrafyasının dört bir yanında sıcak çatışma varken meleklerin cinsiyetini tartışmak kadar anlamsız olan mezhep tartışmaları benzer kopuşları temsil etmektedir. Bu kopuşa engel olacak önemli bir örnekliği Hz. Peygamber "Dırar Mescidi" hadisesinde ortaya koymuştur. Müslümanlar zulme ve küfre karşı mücadele hazırlığı içersindeyken başka bir gündemi ve çabayı öne çıkartanların inşa ettiği mescid, peygamberin (sav) emriyle yıkılmıştır. Bu ve benzeri hadiselerden mülhem, gerek bireysel gerek toplumsal konularda odağı doğru yerde tutma zorunluluğu, İslam tarihinde "anın vacibi" kavramıyla ifade edilmiştir. Dırar Mescidi hadisesini ve anın vacibi kavramlarını şüphesiz bu tartışmaları yürüten kişilerde biliyordur. Ancak bilgiye rağmen bu tartışmaların içersinde olmak farklı savrulmaların da olduğunu göstermektedir. 

b. Dinin Devletleştirilmesi-Bizantinizm

Bizans'ın papazlarıyla, ilgili tartışmaları yürüten kişilerin arasındaki tek benzerlik gerçeklikten kopuş değildir. Dini düşüncenin devletleştirilmesi Bizans'ta en belirgin olgulardan birisidir. Bizans'taki bu durum "Bizantinizm" kavramıyla açıklanmaktadır. Temel olarak devletin(kayser) kiliseye(Tanrı) üstünlüğünü yani dini düşüncenin devletin kontrolünde olmasını, devletin çıkarlarının ilahi buyrukların önüne geçirilmesini ifade etmektedir. Günümüzde de ulusal çıkar söylemi adı altında insani ve İslami sorumlulukları anlamsızlaştıran çıkışlar benzer "Bizantinist" savrulmaların sonucudur. Soykırım süresi boyunca İsrail'le ilişkileri, ABD ile müttefikliği tartışma dışı bırakan ve hatta utanmadan savunan kişiler bu savrulmanın temsilcileridir. Aynı savrulma İran'ın mezhebini ve geçmişe dair yürüttüğü politikaları tartışılabilir kılarken, içersinde bulunduğu devletin pozisyonunu tartışma dışı bırakmaktadır. Devlet bu yaklaşım biçiminde uğruna her şeyin nesne kılındığı mutlak bir konuma yerleştirilmiştir. 

c. Seçilmişlik Yanılgısı 

“Gökyüzünden bir şövalye inecek, Konstantin Sütunu’nun yanına gelecek; bir melek ona bir topuz (veya silah) verecek ve o da düşmanları kovarak onları İran Dağları’na kadar sürüp yok edecektir.”

Bizans'ın papazlarıyla günümüz mezhepçilerinin bir diğer ortak yanı benzer seçilmişlik hikayelerine inanmaları ve pazarlamalarıdır. Bizans, Osmanlı tarafından yıkılmak üzereyken dahi halka tamamen gerçeklikten kopuk bu hikaye anlatılmaktaydı. Bizans'ın, Tanrının özel olarak şovalyeleriyle korunduğuna dair seçilmişlik hikayesin benzeri günümüzde kurtarıcı biziz hikayesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlatıyla hareket edenler tabi olarak ümmetin geri kalanını teba olarak tanımlamakta ve verdikleri mücadeleyi de önemsiz görmektedirler. Kurtarıcı pozisyonda tanımladıkları devlet ABD ile müttefik olsa da İsrail'le ilişkilerini devam ettirse de, savaşan direniş gruplarının mücadelesini mahkum ederek esas kurtarıcı biziz hikayesine sarılmak ilgili kişi ve grupların sebep-sonuç ilişkisinden uzaklaştığını/gerçeklikten koptuğunu görünür kılmaktadır. Bu durum yalnızca mezhepçiliğe değil aynı zamanda psikolojik bozukluklara muhatap olduğumuzu göstermektedir. 

ABD ve İsrail'e karşı direniş gruplarının verdiği mücadeleye destek olmak yerine ilgili kişilerin mezhepçi tartışmaları alevlendirmesi devletleştirilmiş dini anlatının tabi sonucudur. Öncelik olarak, ABD üslerini vuran her füze yalnızca üslere değil aynı zamanda ABD karşısında teslimiyetçi yol izleyenlerin siyasi paradigmasına zarar veriyor. Haliyle bu durum ilgili kişileri endişeye sevk ediyor. Dini anlatılarını teslim ettikleri, kurtarıcı pozisyon atfettikleri yapının pozisyonu boşa düşüyor. Tehdit olarak gördükleri bu durum saldırganlıklarını arttırıyor. Yıllarca NATO'culuğu mecburi siyasi pozisyon olarak pazarladılar. Dinlerini eğip büktüler ve az bir pahaya sattılar. Ama birileri çıkıp her türlü kısıtlılığa rağmen NATO'nun da müttefiklerinin de canına okudu. Ne yazık ki Bizans papazlarının rolünü yürüten günümüz mezhepçilerinin edilgen düşünsel yapısı, mevcut gelişmeler ışığında bağımsız bir dini anlatı ve özgün siyasi duruş üretmelerine izin vermiyor. Bizans'ın sonu belli, bizi aynı sona götürecek olan kişi ve düşünceleri mahkum etmemiz gerekiyor!


© İslami Analiz