Ölümcül Bağnazlıklar, Ölümcül Önyargılar

İslam dünyası ulus-devletleri, yerli-milli devletlere dönüştükten sonra, medeniyet devletleri olma niteliklerini bütünüyle kaybederek, büyük yabancılaşmalar/yozlaşmalar pahasına, tek adamlar ve onların ailelerinden oluşan tiranlık rejimlerine dönüştüler. Sözünü ettiğimiz bu tiranlıklar, bugün, bir anlam/ahlak/ilke savaşı vermekten çok, çıkar savaşlarıyla varlıklarını sürdürmeye çalışıyor. Yapısal bağımlılıkların, teslimiyetçiliklerin ve sorunların farkında olmayan yerli-milli tiranlıklar, İslâmî özgürlüğün ve bağımsızlığın riskini alabilecek, bu doğrultuda ödenmesi gereken bedeli ödeyebilecek bir iradeye sahip olmadıkları için, içerisinde yaşadığımız dönemde somut olarak görülebileceği üzere, Haçlı-Siyonist emperyalizmlerle uzlaşma, Amerika-İsrail ekseniyle bütünleşme yolunu seçiyor, bağımlılıkları içselleştiriyor.

Kendilerini bir hiçlik ufkuna hapsederek, bağımlılığı içselleştiren toplumlar, hiçbir şekilde, İslami anlam/bilgi/bilgelik/felsefe/kültür/özgürlük üretemiyor, hamaset üreterek tarihe tutunmaya çalışıyor. Kendilerini hiçlik ufkuna hapseden toplumlar, ancak, propaganda ve popülizm üretebiliyor, karşı karşıya bulundukları yapısal bozgunla, edilgenlikle, kriz'le hesaplaşma iradesi gösteremiyor. Popülizm ve propaganda söylemi, toplumları derinlikli/nitelikli hayatlara yabancılaştırıyor. İslami düşünce/kültür/ilahiyat/edebiyat hayati, akademik hayat, hiçbir şekilde, toplumlarının niçin/nasıl emperyalist vesayete maruz kaldığını, bu alçaltıcı vesayete ihtiyaç duyduğunu gündem konusu yapamıyor. Sözünü ettiğimiz alçaltıcı vesayetin ilgili toplumların bağımsızlıklarını tamamlayamamış olmalarından kaynaklandığını konuşmaya cesaret edemiyor.

Günümüzde, içerisinde yaşadığımız toplumda da, yaşayarak tecrübe ettiğimiz üzere, popülizm/propaganda akıl almaz, ahlak dışı, görülmemiş/duyulmamış önyargılar/bağnazlıklar/bencillikler/partizanlıklar/hurafeler/komplo teorileri üretiyor, insanın içindeki insanilikleri yıkıma uğratıyor. Oportünist muhafazakarlıklar, oportünist dindarlıklar ve siyaset, ahlaki felaketlerin toplumsallaşması, normalleşmesi, sıradanlaşması karşısında ölümcül kayıtsızlıklar, keyfilikler, şımarıklık/utanmazlıklar sergileyebiliyor. Oportünist muhafazakarlık, vicdansız/merhametsiz dindarlık ve siyaset anlamlara/erdemlere/bilgeliklere/hukuk ve adalete ihtimam göstermek yerine, çıkarlara ve tahakküm ihtiraslarına, iktidar ihtiraslarına ihtimam gösteriyor. Burada, Mahmud Derviş'in, "vatan sadece toprak değil, toprakla hukukun birlikteliğidir" dizelerini hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor.

Günümüz dünyasında, İslami bağımsızlık-direniş mücadeleleri, devrimci mücadeleler/hareketler, bu mücadele ve hareketleri yürüten adanmış kadrolar olmasaydı, İslami haysiyet/onur fikrine/ahlakına bütünüyle yabancı kalacak, haysiyet/onur yoksullarına dönüşecektik. Bugün, direnerek, direniş mücadeleleri vererek varolmaya/konuşmaya çalışan "madunlar" soykırım yoluyla bütünüyle susturulmak isteniyor. Bağımlılık ve vesayeti içselleştiren toplumlar ve kültürler, kendi varoluşlarının sorumluluğunu üstlenemiyor. Bu nedenledir ki, aralarında Türkiyenin de bulunduğu İslam dünyası ulus-devletleri, mutlak kötülüğün, mutlak vahşetin ve barbarlığın somut ifadesi olan haçlı Amerikan emperyalizminin müttefiki ve dostu olma yolunu seçebiliyor. Haçlı emperyalizmini dost ve müttefik olarak seçen İslam dünyası ulus-devletlerinin, İslami olmayan mevcudiyetleri, bugünün dünyasında gerçek umuda yer olmadığını gösteriyor.

İslam dünyasında tek adamlar ve onların ailelerinden oluşan tiranlık rejimleri, politik-popülist uyuşturucularla, mistik-sufi uyuşturucularla, Müslüman kitlelerin zihin ve ruh dünyalarını bütünüyle felç ediyor. Zihin ve ruh dünyaları bütünüyle felç edilen kitleler, İslami bilincin, evrensel-ortak tarihsel uyanışını engelliyor. Dar görüşlü çıkarcı akılcılıklarla malûl olan oportünist partizanlıklar, sağduyuya, sağlıklı-erdemli akla hayat hakkı tanımıyor. Bu tür toplumlarda, günümüz İslam toplumlarında da görülebileceği üzere, sıra dışı zihinler olağanüstü zihinler, tarihsel vizyon-misyon sahibi, kamusal değer olan zihinler yetişmiyor. İslam toplumlarını, kapitalist akıl, faşist siyaset, iktidar ihtirasları, tahakküm ihtirasları zehirliyor, kirletiyor. Saltanat/saray rejimleri, İslama ihanet pahasına sürdürülebiliyor. Kapitalist akıl, faşist siyaset güç gösterileri yoluyla "meşruiyet" kazanmaya çalışıyor.

Günümüz dünyasında çok taraflılık işlevsiz hale gelirken, hukuki kurallar da bütünüyle........

© İslami Analiz