Düşüncesiz Otomatlar
Entelektüel hayatı/hassasiyeti/kaygısı/misyon ve vizyonu olmayan bir toplumda yaşadığımız için, toplumun bir kesimi seküler otoriter tek akla, bir diğer kesimi de, muhafazakar/dindar otoriter tek akla mahkumiyetini sürdürüyor. Her iki durumda da, toplum, akılsızlığı seçiyor, eleştirel akla asla geçit vermiyor. Akılsızlığı normalleştiren toplum, duygusal istismar ve manipülasyonlarla yönlendirilebiliyor. Çok aziz ve mükerrem İslamın, yerli milli bir folklore dönüştürüldüğü günden beri, İslam toplumları varlıklarını/mevcudiyetlerini siyasal nesneler olarak sürdürüyor. Yerli-milli dindarlıklar, İslam toplumlarını ortak kader bilincine bütünüyle yabancılaştırdığı için, bu toplumlar ortak eylemde bulunma iradesine de ne yazık ki, sahip değiller.
Müslüman halklar hamaset/fütuhat kültürü aracılığıyla manipüle edilebildiği için, karşı karşıya bulundukları iradesizliğin nedenlerini konuşamıyor, tartışamıyor. Siyasal nesne konumuna hapsedildikleri için siyasal bir irade ortaya koyamayan İslam toplumları, bu utanç verici durumla yüzleşme cesareti gösteremedikleri için, çok aziz Filistin-Gazze’nin masum halkını, çok korkunç, çok dehşet verici, çok yüz kızartıcı bir yalnızlığa/çaresizliğe, ölüme terkettiler. Siyasal nesne konumuyla ilgili her hangi bir sorunları bulunmayan, oportünist muhafazakarlık/dindarlık ve siyaset, Türkiye’de, toplumda mevcut olagelen anti emperyalist duyarlılığı/dikkati/sorumluluğu bütünüyle yok ederek, toplumun, soykırımcı/katliamcı/insanlık ve İslam düşmanı Amerikan emperyalizmine bağımlılığını, İslami bilince meydan okuyarak tahkim etti, emperyalizmle ilişkileri "örnek dostluk ilişkisi "seviyesine yükseltti.
Amerikan emperyalizmi tarafından kontrol edilen/yönlendirilen, kişiliksiz politik nesneler, bu konumlarıyla ilgili özeleştiri ve sorgulamalar yapmaları gerekirken, bunu yapmıyor, enkaz altında, ölüm/kalım ve varoluş mücadelesi veren masum bir halkın umutlarını ve Filistin/Gazze meselesini utanmazca istismar etmekten vazgeçmiyor. Entelektüel hayatı/hassasiyeti/kaygısı/misyon ve vizyonu olmayan toplum, kaderci bir hareketsizlik içerisinde bulunduğu için, zorlu/kirli/karanlık/kanlı bir zamanda, dehşet verici bir zamanda yaşadığımız halde, rahatsız edici sorular sormuyor, herhangi bir rahatsızlık imasında bile bulunmuyor.
İçerisinde yaşadığımız toplumda, düşünce/kültür/edebiyat hayatı, emperyalist vesayet altında bulunan bir toplumun çok ağır sorumluluklarını, kamusal alanda konuşmak-tartışmak yerine, kesinlikle suya sabuna dokunmayan, suya sabuna dokunmamaya özen gösteren yayın politikaları izlemeye devam edebiliyor. Başörtüsü mücadelesini kazanarak, başörtüsünü özgürleştiren, politik kadro ve hareket, ontolojik ve epistemolojik özgürlüğün nasıl kazanılabileceğine ilişkin zerre kadar hassasiyet göstermiyor. Bu konuda sıfır bir duyarlılık sergilemekten çekinmiyor. İslam dünyası toplumları, İslamı yoğun bir biçimde istismar ederek saltanatlarını sürdüren dini/politik cemaatlere/hareketlere sahip iken, bu hayasız/iğrenç istismarı önleyebilecek/engelleyebilecek/durdurabilecek, entelektüel kadrolara sahip değil. Müslüman halklar, mistik-konformist bir kültürle büyülendikleri için, zihinsel/entelektüel mücadeleye bütünüyle yabancılaştılar.
Sömürgeci/ırkçı kapitalizm tarafından oluşturulan bilgi-iktidar sistemi, sömürgeciliği meşrulaştırırken, Müslümanların özneliğini barbarca reddetmeye devam edebiliyor. Hamaset/fütuhat/mehter söylemleriyle/marşlarıyla bütünleşen toplum, karşı karşıya bulunduğumuz epistemik şiddete nasıl karşı konulabileceğini bilmiyor, bilmek istemiyor. İran, siyasal İslami özne olma iradesini ayakta/hayatta tutmaya çalıştığı için, emperyalist/haçlı saldırılarıyla zayıflatılmaya/güçsüz ve iradesiz kılınmaya çalışılıyor. Türk-Türkiye sağcılığının/milliyetçiliğinin/muhafazakarlığının, Amerikancılık bağlamında utanç verici bir sicili var. Görünüşlerle, görgüsüzlüklerle, gösterilerle büyülenmenin aptallığı, içeriksiz insanı, içeriksiz toplumu, içeriksiz siyaseti, gündeme taşıma gücüne/bilincine sahip değil.
Anlam/erdem/bilgelik üretme yeteneğine sahip olmayan toplumlar, bugün, ancak, popülist sloganlar üretebiliyor. Entelektüel hayatı olmayan toplumlar insanlık dışı bencilliklerle, insanlık dışı karşıtlıklarla, rekabetlerle, önyargılarla, bağnazlık ve kabileciliklerle, çok derin bir popülizm bataklığında etkisi ağır olan bir siyasal iklim oluşturuyor. Sömürgeci-kapitalist bilgi/iktidar sistemini aşamayan, bu sistemle hesaplaşamayan, muhafazakar, düşünce/kültür/edebiyat/ilahiyat hayatı, bu bilgi ve iktidar sistemiyle, entelektüel/siyasal anlamda hesaplaşma iradesinin/yönelişinin adı olan İslamcılığı, bugün, tahfif/tahkir eden/değersizleştiren bir tavır içerisine girmiş bulunuyor. Politik istismar aracı olarak kullanılagelen İslamcılık iddialarıyla, entelektüel/siyasal bağımsızlık mücadelesinin adı olan İslamcılığı birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Hangi toplumda olursa olsun, medeniyet/irfan/bilgelik, farklı-eleştirel düşünce sahiplerine, müsamaha göstermekle, tahammül etmekle başlar. Eleştirel muhaliflerin, rakiplerin siyasetten dışlanması,........
