Voltaire: Özgürlüğün Hizmetinde Güçlü Bir Kalem
Montesquieu ile özgürlüğün güçlü kurumlarla korunabileceğini görmüştük. Ona göre iktidarın sınırları kanunlarla çizilmeliydi.
Ancak bazen kanunlar ve kurumlar da yetersiz kalabiliyor.
Fanatizm, özellikle iktidarın sahibi olduğunda veya iktidarın içine sızdığında, adalet için büyük bir tehlikedir.
18. yüzyıl Fransa’sında bu tehlikeyi en açık biçimde gören ve onunla mücadele eden isimlerden biri Voltaire oldu.
Yazarımız 1694 yılında Paris’te doğdu. François-Marie Arouet adıyla resmi kayıtlara geçti. Ancak bütün dünya onu Voltaire takma adıyla tanıyacaktı.
Yeni doğanın zayıf bünyesini görenler ona çok kısa bir ömür biçmişti. Bu yüzden ölmemekte ısrar eden çocuğun nüfus kaydı ancak aylar sonra yapılacaktı.
Kısacası Voltaire’in mücadeleci ruhu daha hikâyenin başından belliydi.
Keskin zekası, güçlü kalemi ve bitmeyen merakı sayesinde kısa sürede Avrupa’nın en tanınmış yazarlarından biri haline gelmeyi başardı.
Fakat bu kolay olmadı.
Eleştirel yazıları nedeniyle henüz 23 yaşındayken Bastille Hapishanesi’ne gönderildi. Burada 11 ay boyunca ağır hapis şartlarında kaldı.
Haksızlığın soğuk yüzüyle erken yaşta tanışan Voltaire’i bu acı tecrübe derinden etkiledi.
Ancak zalimlik ve zulümle sınanması bununla kalmadı.
Özellikle İngiltere’de geçirdiği yıllar ona çok şey öğretecekti. Kralın gücünün mutlak olmadığını, onu dengeleyen bir parlamentonun bulunduğunu ve vatandaşların söyledikleri veya yazdıkları nedeniyle kolayca hapse atılmadıklarını gördü.
Ülkesine döndükten sonra yine kitapları yasaklandı.
Ama yazmaktan vazgeçmedi.
Çünkü Voltaire için yazmak yalnızca edebi bir uğraş değildi.
Haksızlığa karşı direnmenin bir yoluydu.
Onun düşünce yapısını anlamak için Jean Calas davasına bakmamız yeterlidir.
1761 yılında Toulouse’da yaşayan Protestan tüccar Jean Calas’ın oğlu hayatını kaybetti.
Kısa süre içinde babayı hedef alan korkunç bir söylenti yayıldı.
Buna göre baba, oğlunu Katolik olmak istediği için........
