Zeytin yağlı yiyemem aman

Bazı türkülerimiz yalnızca belli bir dönemin yaşantısını değil, toplumların geçirdiği büyük değişimleri de içinde taşır. İlk bakışta bir sitem, bir naz, bir gönül kırgınlığı gibi görünen bu sözler, günümüzde başka bir anlam katmanıyla yeniden okunmayı hak ediyor.

Çünkü modern toplumun yaşadığı kırılmalar, bazen bir türkü dizesinin taşıdığı itiraz kadar açık, bazen de o itirazın zamanla sessizleşmesi kadar derindir.

Türkiye’nin son yarım yüzyılda geçirdiği toplumsal dönüşüm, yalnız ekonomik göstergelerle açıklanabilecek bir süreç değildir. Mesele, üretimden tüketime kayan bir hayat düzeninin, kültürel hafızayı ve insanın kendini tanımlama biçimini nasıl dönüştürdüğüdür.

Türkiye’de geleneksel üretim kültüründen kopuş, yalnız dış baskıların değil; iç politika tercihleri, artan maliyetler ve tüketim alışkanlıklarının dönüşmesiyle birlikte oluşmuş çok katmanlı bir kırılmadır.

Önce üretim kültürü zayıfladı.

Kırsal hayatın taşıdığı yaşayış biçimi, yalnız toprağa bağlı bir ekonomik düzen değil; aynı zamanda bir kültür taşıyıcısıydı.

Tarla, bağ, bostan, dokuma tezgâhı, köy pazarı, imece, ekmek kokan tandırlar… Her biri, bir hayat bilgisinin, bir toplumsal hafızanın ve geçmişten geleceğe kuşaklar arası aktarımınküçük parçalarıydı.

Dahası üretim, yalnız geçim sağlamıyordu; aynı zamanda sabrı, emeği, aileyi, paylaşmayı ve birlikte yaşamayı öğretiyordu.

Bir köyü köy yapan yalnız evler değildir. Ekimi, biçimi, hasat zamanı, imecesi, dokuması, süt ürünleri, kış hazırlığı, düğün gelenekleri, mevsimlik işler… bütün bunlar üretim etrafında doğan bir hayat bilgisidir.

Kırsal alanların sürekliliği, yerel hayat biçimi kültürel peyzajın korunması için zorunludur.

Üretim çekildiğinde yalnızca ekonomik düzen değil, kültürün damarları da kurur. Çünkü yerel üretim sistemi ile gündelik hayat düzeni, kültürel mirasın en canlı taşıyıcısıdır.

Zaman içerisinde o yapı da çözülmeye başladı…Dış baskılar… içeride değişen alışkanlıklar…Artan girdiler, ağırlaşan yükler, değersizleşen kırsal emek…Eksilen toprağın bereketi, insanın inancı…birer birer üretimden çekilen eller …Geride kalan ise sadece derin bir sessizlik…

Kırsal alanlardan kopuş, köylülüğün çözülmesi ve üretim ilişkilerinin dönüşmesi bu sürecin en görünür sonuçları oldu.

İsteyerek değil; mecbur bırakılarak.

Tarım politikaları, toprağın sesine göre değil, piyasanın diline göre yeniden biçimlendirildi.

Bununla birlikte modern hayatın sunduğu kolaylık, hız ve hazır tüketim imkânları, bu kopuşu hızlandırdı.

Burada önemli olan........

© Internethaber