İstanbul Günlüğü (5): Memleket Yanıma Oturdu

İnsan her vakit memleketin yolunu tutamaz; fakat bazen memleket, hiç ummadığı bir anda gelip insanın yanına oturur. Bir tabureye, bir lokmaya, bir sessizliğe sığar.

Nereden buldu, nasıl yaptırdı bilmem; Mehmet, elinde közlenmiş biberle patlıcanla çıkageldi. Dumanı üstünde tüten pide, küçük kaplarda zeytin, peynir… Tatlı, tohumsuz patlıcan; Adıyaman’ın top biberi ile Samandağı’nın zehir gibi sivri biberi olduğunu da kaydetmeli. Soğuk ve yağmurlu bir İstanbul öğlesinde, o kokuyla mest olduk, içimize memleket havası doldu.

Sur dibindeki çayhanede taburelere oturduk; Salim de vardı. Salim, Mehmet ve ben, mal bulmuş mağribi gibiydik. Biberin, patlıcanın kabuklarını zevkle sıyırdık. Avuçlarımızda küçülen bardaklarda çayı yudumlarken, közlenmiş sebzenin kokusu zihnimizde bir şeyleri uykusundan uyandırdı sanki; “bizim oralarda” diye başlayan muhabbetin kapısı aralandı.
Antep’te fırınlar erken vakitte açılır. Bu tür esnafın mesaisi sabah-yatsı namazı........

© İnsaniyet