We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Çark

3 0 0
01.04.2022

Bir anda oldu ne olduysa. İkisi de tam anlayamadı. Yaşlı olan yere düştü, genç olan söylendi durdu. Genç adam yaşlı zatı tutup kaldırabilirdi, nedense bunu yapmadı, belki yapamadı ama başından da ayrılamadı. Oradan geçen üç genç koştular, hemen eğilip yaşlı adamı kaldırdılar ve bir şey yapmadan ayakta dikilen gence bağırmaya başladılar. O da onlara bağırdı. Tam yumruk yumruğa birbirlerine gireceklerken genç adam ani bir kararla sırtını dönüp gitti. Üç gençten hiçbiri de arkasından gitmedi. Ama üçü de çok içerlemişlerdi hatta kinlenmişlerdi.

Yaşlı adamı bir dükkâna oturttular, su içirdiler, halini sordular, bir yerinin ağrıyıp ağrımadığını sordular. Birden bir samimiyet ve kaynaşma oldu aralarında. Birbirlerine o kadar sıcak davranıyorlardı ki, dükkân sahibi “babanız mı?” diye sordu. İçlerinden yaşça büyük olan “hayır, bir amca” diye cevapladı. Adam da “sağ olsunlar, bana yardım ediyorlar gençler” dedi. Dükkân sahibi şaşkın baktı. Sonra kendini toparladı “helal olsun size gençler!” dedi sevinçli bir ses tonuyla, “Bu zamanda böyle gençler” diye de ekledi. Bu teşvik edici konuşma gençleri daha bir coşturmuştu. “Haydi, amcayı evine götürelim” dediler. Adam “Gerek yok benim iyiyim” dediyse de dinlemediler.

Dediklerini yaptılar, adamı aldılar ta evine kadar götürdüler. Artık adam bu kadar zahmet çeken gençleri boş gönderemezdi. “Gelin gençler bir çayımı bari için” dedi. Evin hanımı çayları getirdi, gençlerden yaşı küçük olan hemen koştu “aman teyze, biz dağıtırız çayları, size zahmet olmasın, siz bizim annemizsiniz” diyerek aldı elinden tepsiyi bir güzel çayları servis etti. Kadıncağız şaşkındı ama bir o kadar da memnundu. Kendi çocuklarından görmediği bir saygıyı ve sıcaklığı bunlarda görmüştü. Çayları yudumlarken koyu bir sohbete daldılar. Yaşlı adam geçmişte yaşadıklarından ne var ne yok hepsini gençlere anlattı. Onlar da pür dikkat dinlediler. O sırada fark etmediler ama hava kararmıştı. Evin hanımı da düşünceli kadınmış, onlar konuşurken bir güzel sofra hazırlamış. Kalkmaya yeltendiklerinde “Olmaz, ben o kadar yemek hazırladım, yemeden giderseniz darılırım vallahi!” deyince hep birlikte mecburen sofraya oturdular.

Gençlerden büyük olan lider havasıyla söze girdi. “Biz o kaba adamın yanına bunu bırakmayacağız baba” dedi. Diğerleri de onu destekledi. Kararlıydılar. Adam ne söylediyse kar etmedi. Hatta “sizden özür dileteceğiz baba!” diye kararlılıklarını da pekiştirdiler. Böylece adama bir ad bile koymuşlardı: Baba.

Gençliklerine verdi yaşlı adam. Eserler, gürlerler sonra sakinleşirler diye düşündü ve üzerinde durmadı. Ama iş öyle düşündüğü gibi gelişmedi.

Gençler sıkı çıkmışlardı. Nerdeyse gün aşırı gelip tekmil veriyorlar, adamın sohbetini dinliyorlardı. Gelirken “Selamün Aleyküm Baba”, giderken “Allah’a ısmarladık Baba” diyorlardı. Dedik ya adamın adı kaldı Baba. Ne dese ne etse kurtulamıyordu. Kendini akıntıya bırakmaya karar verdi.

Gençler, o adamı buldular. Ticaretle uğraşan hali vakti yerinde bir adamın oğluydu. “Biz babaya yaptıklarını bunların burunlarından getiririz” dediler aralarında. “Hatta dükkânlarını bile ellerinden alırız. Bunun için iyi bir oyun kurmalıyız. Başımızı belaya sokmayan, kanunla bizi karşı karşıya getirmeyen bir oyun olmalı.”

Önce bir söylenti çıkartmaya karar verdiler. Yaptılar da. “Bunlar nasıl böyle birden bire zengin oldu? Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz. Var bunlarda bir şey” diye ortalığa yaydılar. Doğruydu, dükkân sahipleri çarşıda bir anda işlerini büyütmüşler, hatta yandaki yöredeki dükkânları dahi almışlardı. Önce bu söylentiye aldırış etmediler. Fakat üç gençten her biri birbirinden habersizmiş gibi, farklı zamanlarda bir dükkâna geliyor, bazı malları soruyor, sonra da “Sizin hakkınızda hiç iyi şeyler duymuyoruz” deyip hiçbir şey almadan çıkıp gidiyordu.

Zamanla dükkân sahiplerinin aldırış etmeme hali şaşkınlığa dönüşmüştü. Haklarında yayılan haberlerle dükkânın müşterisi de bir hayli azalmıştı. En sonunda etrafa vergi kaçırdıkları, kanunsuz işler yaptıkları ve müşterileri kandırdıkları haberlerini de yaydılar. Bu arada dükkâna gide gele onlarla da dost oldular. Yaşlı adamı düşüren genç bunları hatırlamamıştı bile.

Bir yandan da dükkân sahiplerine bu dükkânın uğursuz olduğunu bu söylentilerin çıkmasının sebebinin de bu olduğunu anlattılar. Bayağı da inandırdılar onları. Zaten vergi denetimleri ve müşterilerin neredeyse tamamen kesilmesi canlarından bezdirmişti. Ortaklardan biri bir başka yerde dükkân bile açmıştı. Diğeri de kendisine yeni bir yer arıyordu. Bizimkiler hemen devreye girdiler. “Bu dükkânı siz bize bırakın en iyi fiyata satar, kısa zamanda paranızı veririz. İçinden de hiçbir şey almayın, buradaki uğursuzluğu başka yere taşımayın” diye tembih ettiler. Bir kontrat imzalattılar, kurulu dükkâna kondular.

Kondular ve planın ikinci safhasına geçtiler. Hemen Baba’ya koştular. Onu apar topar alıp getirdiler dükkânın başına oturttular. Yaşı büyük olan söze başladı: “Baba dükkân senin, bizler senin emrinizdeyiz. Ne olduysa seninle tanışmamızdan sonra oldu. Biz o kadar işe teşebbüs ettik, o kadar plan yaptık, çalıştık, çabaladık hiç birisinde başarılı olamadık. Sizinle tanışmamız bizim uğurumuz oldu. Sen emret biz yapalım.” Adam ne kadar dil döktüyse kabul ettiremedi. Gene kendini akıntıya bıraktı.

İşler yolunda gitmiş, kılçıksız balık misali dükkân onların olmuştu. Şimdi uğursuz denilen dükkânı uğurlu hale getirmenin planını işletmeye koyuldular. Önce Baba’nın önüne bir Hacı eklediler. Yaşlı adam hacca gitmemişti ama olmuştu Hacıbaba. Ne zararı var, yaşlılara genellikle hacı baba denilirdi. Kendilerini de unutmadılar. “Büyüğümüze Büyükoğlan, bir küçüğümüze Ortanca, en küçüğümüze de Küçükoğlan diyelim bundan sonra” diye aralarında kararlaştırdılar.

Hacıbaba kendi evinde olduğu gibi hiçbir namazını kaçırmıyor, hepsini de camide kılıyordu. Bu hali etrafta iyi bir imaj uyandırmıştı. Eski uğursuz dükkân sahipleri gitmiş yerine nur yüzlü bir adam gelmişti. Dükkânın üstüne kocaman Hacıbaba’nın Mekânı levhasını astılar ve böylece imaj tamam oldu. Hacıbaba sadece oturuyordu. İşlere gençler koşturuyorlardı. Ama her işe yetişemiyorlardı. Dükkânda boğaz tokluğuna çalışacak yeni ve cevval gençler buldular. Bu sayede dükkân tıkır tıkır........

© İnsaniyet


Get it on Google Play