(Öğretmenler Günü Hediyesi)

“Aldığınız ilk kitabın adı nedir?” sorusuna herhâlde “Alfabe” diye cevap vermek yanlış olmaz. Fakat ilkokul kitaplarımızı biz almadık, birileri aldı biz de okuduk dersek daha doğru olur. Bilerek kitap almak ve onları korumak, kollamak eylemini orta birinci sınıf ile başlatmak gerekir.

İstanbul İmam Hatip ortaokulu ikinci sınıfta Siyer dersimize -1965 yılında- Hayati Ülkü Bey geliyordu. Ankara İlahiyatta okuduğu ders notlarına ilave olarak Muhammed Hamidullah’ın Hz. Peygamber’in Savaşları isimli eserinden de bizi sorumlu tutuyordu. Unutmayınız orta iki öğrencisiyiz. Ders kitaplarının dışında satın aldığım ve bugüne kadar muhafaza ettiğim ilk kültür kitabı budur diyebilirim.

İstanbul’un kültür dünyasıyla tanıştıkça kitap ve dergi alma işleri gittikçe gelişti ve yaz tatillerinde bunları Rize/Güneyce’ye intikal ettirmenin yolları aranmaya başlandı. 1970-1974 yılları arasında Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü öğrencisiyim ve İstanbul’da Nurettin Topçu tarafından yayınlanan Hareket dergisinin yazarıyım.

Tasavvuf tarihi dersinin hocası da Süleyman Uludağ’dır. Artık kütübhanemizin atardamarını tesbit edebiliriz: Tasavvuf Tarihi ve bununla sıkı ilişkisi olan şiir ve musiki başta olmak üzere bütün güzel sanatlar.

Yüksek tahsil bitmek üzere iken ihtisas alanımız da aşağı yukarı belli oldu. Fakat mecburi hizmet var, 18 aylık uzun dönem askerlik var. Kitaplar Güneyce’de. Hepsine “Kara sistemi”ne göre verdiğim ve İstanbul İmam Hatip Okulu kütübhanesinde bulunan daktilo ile kırmızı renkle yazdığım numaraları sırtlarına yapıştırdım. Raflara koydum. Babamın kitaplarını da kolaylıkla koleksiyona ilave edebilmek için dedemin adıyla mühür de yaptırmıştım: Molla Hüseyin Kütübhanesi 1963

Biriktirdiğimiz kitapların kütüphaneye dönüşmesi tarihini ise Bursa Yüksek İslâm Enstitüsü Tasavvuf tarihi asistanlığına atanma tarihi olan 1977 ile başlatmak gerekir. İlk kitabım “Din Hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler” de aynı yıl kisve-i tab’a büründü[1]. Bu tarihten sonra branş kitaplarının yanında diğer alanlarla ilgili yadigârları da imkanlar ölçüsünde toplamaya başladım.

Kitaplarımızın üç toplanma merkezi oldu: Köy (Güneyce), Ev ve Fakültedeki çalışma odası. İlave edeyim, fakültenin en büyük odası benimdi. En çok dolap benim odamda vardı. Tabandan tavana kadar. Bunun için idarecilere teşekkür borcum vardır. Hemen itiraf edeyim ayrı bir daire tutma gücüm yoktu.

Kütübhaneyi kamunun hizmetine sunma fikri ise ilk defa muazzez hocam Süleyman Uludağ’ın emekli olduğu 2007 yılında aklıma geldi. Hocama durumu arz ettim. Olur, dedi. Benim kütübhanede Türkçe, Hoca’mın kütübhanesinde Arapça, Farsça kitablar daha çoktu.

Teklifimi o günkü Belediye Başkanı’na sundum: “Bir kütübhane kuralım. Bu kütübhane üç konuda -dünya ne ise de Türkiye çapında- iddialı olsun: İslam tarihi, Osmanlı tarihi ve Tasavvuf tarihi”

Beni sabırla dinledikten sonra tek soru sordu: Hocam bu kütüphaneye günde kaç kişi gelir? Söz konusu soruya cevap vermedim ve o defteri kapattım. Kütüphanemi kendi fakültemiz başta olmak üzere yeni kurulan İlahiyat fakültelerine dağıtmaya karar verdim. Bolu, Çanakkale, Afyon, Kütahya… Bu şehirlerin öne geçmesinin sebebi o günkü kurucu dekanlarının Bursa’dan meslektaşımız oluşlarıydı. Bu dağıtım on yıl devam etti. Mesela, Milli Eğitim Bakanlığı’nın neşrettiği İslâm Ansiklopedisi’nin Kütahya İlahiyat Fakültesinde bulunan ciltlerine bakanlar orada “Molla Hüseyin Kütübhanesi 1963” mührünü göreceklerdir.

2017’de Bursa Kültür ve Turizm Müdürü olan eski öğrencim Dr. Abdullah Damar teklifi yeniledi. Nasıl olduysa ona “Hayır, ben o defteri çoktan kapattım.” diyemedim ve olan oldu. Belli merhalelerden sonra 10 Aralık 2021 tarihinde kütübhane Pınarbaşı semtinde hizmete girdi.[2] Ve bir daha şu hikmetli sözler tarih sahnesine çıktı: “Her kitabın bir kaderi vardır” “Her şeyin bir vakt-ı merhûnu vardır.”

Kayıt-kuyut işleri devam ediyor. Sadece yeni harfli kitaplar 10.000’i geçti. Arapça, Farsça, Osmanlıca kitaplar kendileri için raf bekliyor. Başka koleksiyonlarım da vardır. Mesela birkaç bin tane imzalı kitabım var. Onları şimdilik Mudanya’daki fakirhanede tutuyorum. Dergilerin 1. sayılarını topluyorum. 3000’i geçtim… Bakalım onların talihi nasıl olacak?. Efemera denilen alanla ilgili de epeyce zengin ve renkli malzemelerim var. Tasnif sıralarını inziva köşelerinde sabırla bekliyorlar. Elli yıllık fotoğraf koleksiyonum filimleriyle birlikte muhafaza altındadır. Dijitale geçmedim, geçmeye de niyetim yoktur. Sloganım şudur: “Tabedilmeyen fotoğraf, fotoğraf değildir.”

Kitap alımım devam ediyor. Bugün bile bulunmayan bir eseri sahaftan 150 lira vererek aldım. Yerimiz geniş olmadığı için mükerrer nüshaları başka kütübhanelere göndereceğim. Mevlana ve Mevlevilikle ilgili mükerrer nüshaları, yanı başımızda yeniden ihya edilen Bursa Mevlevihanesi Kütübhanesine gönderdim geçen ay. Enteresan bir haber de şu: İki bayan kütübhaneye kitap almam için para gönderdi. Hiç beklemediğim bir şeydi bu. Hiç aklımdan geçmemişti. Çünkü kimseye böyle bir teklifte bulunmadım. İstanbul’da oturan bir başka bayan ise büyük bir yayınevinin edebiyatla ilgili eserlerini alıp bizzat getirmek istediğini söyledi. Kütübhanede prestij kitap türünde de epeyce yadigâr vardır. Kitapların bir kısmının hediye olduğunu, bir kısmının ise zar zor, araya adamlar koyarak temin edildiğini söylemeye gerek yok. Bir kısmında hediye eden zatın adı yazılıdır. Son hediye kitap bugün Ketebe Yayınlarından geldi: “Ve Allah Kalpleri Döndürür.” (12. 08. 2022)

Şu soruyu çok soran oldu. “Ömür boyu kıt imkanlarınızla satın alıp biriktirdiğiniz kitapları bir yere vermek, onlardan ayrılmak zor olmadı mı?”

Bu soruya cevap verirken şu ifadeyi kullandım: “Kitap da masivadır.” Dervişlere göre kâinatta iki konu vardır. Allah ve ötekiler. Ötekilerin adı masivadır. Kitapları almak, muhafaza etmek, zaman zaman okumak, bazan okşamak… Bazan koklamak… Hatta karşısına geçip seyretmek… Geçici olarak birilerinin hizmetine sunmak hepsi güzel… Beni mutlu eden şeyler.

Kitaplarından ayrılamayanlar, başkalarına değil vermek, göster(e)meyen dostlar da var. Bazılarıyla bizzat tanıştım. Bir şey deme hakkımız yok. Mal onun, istediği gibi tasarruf eder. Bendeniz öyle düşünenlerden değilim. Ayrıca şunu söyleyeyim: Kitaplarımdan ayrılmış da değilim. İstediğim zaman (mesai saatleri dâhilinde) kütüphaneye gidiyorum. Okuyorum, seviyorum, kokluyorum, eski günleri yâd ediyorum, çünkü kitapların da hatıraları var. Hatırlattıkları var.

Kütübhanemizin Pınarbaşı mezarlığına bakan dış duvarını Cemali Gündoğdu’nun hattı süslüyor:

Fihâ kütübün kayyımeh”

İç mekanda ise Mahmut Şahin’in şu istifi:

Dest-i gadr-i müsteîrândan ziyânım bî hisâb

Tevbe ettim âriyet hiç kimseye vermek kitab

*

Öğretmenler gününüz kutlu olsun!

Öğretmenlerimize Allah rahmet eylesin!

Hayatta olanlara mutluluklar lütfeylesin!

*** Fotoğraf Vali Canbolat Kütüphane Açılışına Katıldı (bursa.gov.tr) adresinden alınmıştır.

[1] 272 sayfalık bir kitabımın adı şöyledir: Kalem Kitap Kütüphane. Bursa 2019.

[2] Alipaşa mh. Konuralp cd. Nu. 24 Osmangazi BURSA

The post Kütübhane Kurmak first appeared on İnsaniyet.
QOSHE - Kütübhane Kurmak - Mustafa Kara, Prof. Dr.
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kütübhane Kurmak

7 0
24.11.2023

(Öğretmenler Günü Hediyesi)

“Aldığınız ilk kitabın adı nedir?” sorusuna herhâlde “Alfabe” diye cevap vermek yanlış olmaz. Fakat ilkokul kitaplarımızı biz almadık, birileri aldı biz de okuduk dersek daha doğru olur. Bilerek kitap almak ve onları korumak, kollamak eylemini orta birinci sınıf ile başlatmak gerekir.

İstanbul İmam Hatip ortaokulu ikinci sınıfta Siyer dersimize -1965 yılında- Hayati Ülkü Bey geliyordu. Ankara İlahiyatta okuduğu ders notlarına ilave olarak Muhammed Hamidullah’ın Hz. Peygamber’in Savaşları isimli eserinden de bizi sorumlu tutuyordu. Unutmayınız orta iki öğrencisiyiz. Ders kitaplarının dışında satın aldığım ve bugüne kadar muhafaza ettiğim ilk kültür kitabı budur diyebilirim.

İstanbul’un kültür dünyasıyla tanıştıkça kitap ve dergi alma işleri gittikçe gelişti ve yaz tatillerinde bunları Rize/Güneyce’ye intikal ettirmenin yolları aranmaya başlandı. 1970-1974 yılları arasında Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü öğrencisiyim ve İstanbul’da Nurettin Topçu tarafından yayınlanan Hareket dergisinin yazarıyım.

Tasavvuf tarihi dersinin hocası da Süleyman Uludağ’dır. Artık kütübhanemizin atardamarını tesbit edebiliriz: Tasavvuf Tarihi ve bununla sıkı ilişkisi olan şiir ve musiki başta olmak üzere bütün güzel sanatlar.

Yüksek tahsil bitmek üzere iken ihtisas alanımız da aşağı yukarı belli oldu. Fakat mecburi hizmet var, 18 aylık uzun dönem askerlik var. Kitaplar Güneyce’de. Hepsine “Kara sistemi”ne göre verdiğim ve İstanbul İmam Hatip Okulu kütübhanesinde bulunan daktilo ile kırmızı renkle yazdığım numaraları sırtlarına yapıştırdım. Raflara koydum. Babamın kitaplarını da kolaylıkla koleksiyona ilave edebilmek için dedemin adıyla mühür de yaptırmıştım: Molla Hüseyin Kütübhanesi 1963

Biriktirdiğimiz kitapların kütüphaneye dönüşmesi tarihini ise Bursa Yüksek İslâm Enstitüsü Tasavvuf tarihi asistanlığına atanma tarihi olan 1977 ile başlatmak gerekir. İlk kitabım “Din Hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler” de aynı yıl kisve-i tab’a büründü[1]. Bu tarihten sonra branş kitaplarının yanında diğer alanlarla ilgili yadigârları da imkanlar ölçüsünde toplamaya başladım.

Kitaplarımızın üç toplanma merkezi oldu: Köy (Güneyce), Ev ve Fakültedeki çalışma odası. İlave edeyim, fakültenin en büyük odası benimdi. En çok dolap benim odamda vardı. Tabandan tavana kadar. Bunun için idarecilere teşekkür borcum vardır. Hemen itiraf edeyim........

© İnsaniyet


Get it on Google Play