Yitiksöz 35 (2026 Mayıs-Haziran) Türkü Gündemine Devam |
Yitiksöz 35 hem alın teri hem de göz nuru emeğine en üst noktada değer veren İslam’ın temel ilkelerinin görmezden gelinerek Batılı formlarda ihdas edilen 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde okuruna ulaştı. Her şeyin yılın sadece bir gününe hapsedildiği günlerin geride kalması en büyük dileğimizdir. Batı merkezli kapitalizmin ihdas ettiği tüm günler maalesef tüketim merkezli olmaktan öteye gidemiyor. Umarım bu açmazdan bir an önce kurtuluruz. Tüketim merkezli değil insana değeri öne çıkaran üretim merkezli hayatın yeniden dizayn edilmesi için hepimize sorumluluk düşüyor. Yitiksöz bu sorumluluk bilincini gözeterek selamların en güzeliyle iki ayda bir okurunu selamlıyor. Bu çabanın kıymetini bilmek gerek. Aynı zamanda bu ayda idrak edeceğimiz Kurban Bayramı, kapitalizmin asla anlayamayacağı Müslümanların paylaşım bayramıdır. Kurban Bayramı’nı en üst noktada değerlendirmek dileğiyle İslam ümmetinin Kurban Bayramı mübarek olsun.
Yitiksöz 35, Arif Ay’ın Öyle bir acayip zamana erdik / Yazı yaza kışı kışa benzemez / Güzelleri çarşı Pazar dolaşır / Heyhat ki aşkları aşka benzemez. Dediler ki ahir zaman böyledir / Bahçeler boştur gönüller virane bölümünü ön kapağa taşıyarak bahar mevsiminin gelişini selamlıyor. Arka kapaktaysa Aziz Kağan Güneş’in Sükûtu hayal şiirine yer verilmiş. Bu sayıda da geçen sayıdan devam eden Dil ve Ruh Yurdumuz: Türküler dosyası İkinci Bölümüyle göz dolduruyor.
Yitiksöz’ün Genel Yayın Yönetmeni Sayın Duran Boz, İnsanın Kaybolan Sesini Türkülerle Aramak adlı yazısında insani olanın yok edilmek istendiği bir çağda türkülerde gün ışığına çıkan insan hikâyelerini hatırlatıyor:
Bir türkü dinlediğimizde içimizde beli¬ren derin sarsıntı, aslında özümüze yönelen bir çağrıdır. Gurbeti anlatan bir ezgide kendi yalnızlığımızı, bir sevda türküsünde kırılgan-lığımızı, bir ağıtta ise insan olmanın ortak acısını buluruz. Böylece türkü, bireysel olanla evrensel olan arasında bir bağ kurar. Bizi hem kendimize hem de başkalarına yaklaştırır.
Sesten söze, sözden öze uzanan bu yolculukta türkülerin çağrısına kulak vermek, belki de yeniden kendimiz olmanın en sahici yolunu işaret eder. İnsanı gelişigüzel yaşamanın ötesine taşır ve zikrin doruklarına yükseltir. Kişiyi, kendi derdinin dermanını bulabileceğine ikna eder. İç evinin çölleşmesine razı olmayan insana bir kalbe sahip olmayı öğütler.
Yitiksöz’ün bu sayısında da sese, söze ve özüne yabancılaşan insanın yeniden kendini bulma ihtiyacı üzerine kimi dikkatler sınanırken, türkülerin hatırlatıcı ve iyileştirici rolünü merkeze almaya devam ediyoruz. Çünkü inanıyoruz ki insan, en çok kendi sesini kaybettiğinde türkülere ihtiyaç duyar. Sonunda her türkü, duyabilene, kendi özüne giden yolu fısıldayan bir çağrıya dönüşür.
Türküsü olanların, türküsüz kalmak istemeyenlerin yüreğine ayna olması dileğiyle… Yitiksöz 35’te Faruk Uysal, Hüseyin Akın, Bünyamin K., Sinan Davulcu, Ayşegül Sözen Dağ, Mahmud Musab Önder, Tayyib Atmaca, İrfan Çevik, İbrahim Gökburun, Mustafa Ruhi Şirin, Nurettin Durman, Adem Turan, Yasin Mortaş, Agâh Sayra, Akif Dut, Seher Keklikci, Kadir Ünal, İnci Okumuş, Ahmet Tepe, Murat Engizek, Derya Kurtoğlu, Ekrem Elmas, Asiye Ceyhan ve Kazım Gök’ün şiirleri okuru iç dünyasına davet ediyor. Ayrıca Nizar Kabbânî ile Aydan Nakib’in çeviri şiirleri dikkatleri üzerine topluyor. Buyurun Yitiksöz 35’ten birkaç bukle şiir sizleri selamlıyor:
Her bir düşü, bir kır çiçeğiyle dirilteceğim, Kırk yama, kırk bohça, uzun molalar verdim kendime Bağışlayın, bu benim sevdam, bu benim kavgamsa Erken uyusun dünya kimse üzülmesin geberircesine Üzülmesin kimse Çocuklar ölüyor açlıktan ve susuzluktan kimse duymasın çiçeğim Erken uyusun herkes erken kalkıp erken koşsun işlerine Bütün dünyanın üzgünlük ceketini ben dikeceğim
(Üzgünlük Terzisi / Ayşegül Sözen Dağ)
Hayat her insanı kırar iyileri daha çok Köpükler içinde akıp giden gemiler Çiçeksiz bahçelerde, istimsiz iskelede Sesin hışırdıyor güz mü geldi yoksa Ölüm gibi tartışmasız deniz uykusu
(Çiçek ve İntikam / İbrahim Gökburun)
Söyle bize rüzgârgülü dönen çarkı görmedin mi? Bu fırtına bu çakır göz bize bir gül koklatır mı? Minnacık olmuş dünyanın şirazesi çıkmış ise İpin ucu kaçmış ise anamızı ağlatır mı? Söyle artık gönlümüze Bilad-ı Şam halimize Derman olsa derdimize yaramızı sağaltır mı? Bu çarkın dişleri bozuk ayar tutmuyor bir türlü Kör olasın kara vicdan bu dünya sana kalır mı?
(Sorulmuştur / Nurettin Durman)
Uzun bir türkünün dizelerini ilmek ilmek yaşadım kimsenin yanmadığı yerlerde yandı içim kimsenin ağlamadığı yerlerde ağladım bir yağmur gibi geçerken türkünün kıyısından sesim düştü toprağa suya verip yaralarımı nehir olup çağladım
(Türkülendim Oy / İnci Okumuş)
İşte dedemin evi… Gösterişli cumbası Kapalı penceresi ve Sönmüş kandilleri… Büyükannemin hayali… Büyükannem öldü, Ama hikâyesi kaldı geriye. Kaleye bakan yamaçlarda Onu tekrar ederim; Taş Köprünün üzerinde beş gidiş, on dönüş sayarım…
(Hayalimdeki Kale / Aydan Nakib)
Yitiksöz 35’te Dil ve Ruh Yurdumuz: Türküler II dosyasına yer verilmiş. Duran Boz Bünyamin Aksungur’la Türkü, Kökeni, Bireysel ve Toplumsal Hayatta Türkünün Önemi Üzerine Bir Söyleşi yapmış. Bünyamin Aksungur bu söyleşide Duran Boz’un şu sorusunu – Sözlü kültür ortamında zorlu hayat şartlarının bir sonucu olarak ortaya çıkan türküler zamana direnerek kuşaktan kuşağa nasıl aktarılmıştır? Türküler, unutkanlık karşısında direnişini sürdürerek çağları çağlara katlamak suretiyle yaşadığımız zamana kadar geliyor. Size göre bir türkünün gündelik hayatın hayhuyu........