Selamün aleyküm Sevgili Okur,

37. sayısıyla Tadımlık Kitaplar huzurlarınızda. Kasım ayı, yerini iyice yağmura ve soğuk havaya bırakmaya başladığı bir ay… Bağ, bahçenin tamamen terk edildiği bir ay aynı zamanda. Günlerin gittikçe kısaldığı ve gecelerin uzadığı bir aydayız. Ne yazık ki 7 Ekim 2023’ten bu yana terör örgütü İsrail, Gazze’deki Müslüman kardeşlerimize tonlarca bomba yağdırıyor, şehri susuz ve elektriksiz bıraktı. İnsanlık tarihinde az görülen büyük bir kıyım ve katliam yaşanıyor Filistin’de. Bizler sıcacık evlerimizde oturmanın ve elimizden pek bir şey gelmemenin utancı içindeyiz. Bu süreç aynı zamanda şunu gösterdi. Kendisini insan hakları, hak, hukuk, adalet, insancıllık, kadın hakları, çevre, sürdürülebilirlik, çocuk hakları vb. kavramların arkasına saklayan Batı’nın (Avrupa, Asya ve Amerika’sıyla) ileri düzeyde bir canavar olduğu ortaya çıktı. Bizlerse ne yazık ki yapmamız gerekenin çok azını yapıyor, yeterince çaba göstermediğimiz için de bu vahşete dur diyemiyoruz. Rabbim bizlere feraset, cesaret ve basiret ihsan eylesin. Erdal Çakır içinde bulunduğumuz bu durumu-kıskacı şöyle anlatıyor:

“Gazze bombalanmaya devam edecek.

Biz yine iki büklüm bir ruh hâliyle haberleri izlemeyi sürdüreceğiz.

Kimimiz, izlediğimiz haberlere veya haberlerin öznelerine küfredip, meşgul olduğumuz günahları büyütmenin peşinde olacağız.

Kimimiz de en alim, en mütefekkir ve en bilmiş pozlarımızı takınarak yeni aforizmalar üretmenin derdine düşeceğiz.

Belki bir çocuk, Besmele’mi getir anne, bir dua edeyim de âlem değişsin diyecek ve âlem değişecek.”

” (Akşam Olunca Karanlığa mı Kalırız?, insaniyet.net, 1 kasım 2023.)

Kasım ayı Yahya Kemal Beyatlı’nın, George Bernard Shaw’ın, Pier Paolo Passolini’nin, Wilfred Owen’ın, Refi’ Cevad Ulunay’ın, Burhan Felek’in, ’nın yanı sıra daha adlarını bilemediğimiz nice şair ve yazarın vefat ettiği bir ay… Ümit Yaşar Oğuzcan’ın, Aka Gündüz’ün, Hakkı Süha Gezgin’in, John Milton’un, Faruk Nafiz Çamlıbel’in, Nevzat Üstün’ün, Guillaume Apollinaire’in, Kerim Korcan’ın, Rimbaud’un, Sultan Veled’in, Fahri Erdinç’in, İhsan Hınçer’in, Sadri Ertem’in, Nahit Ulvi Akgün’ün, Orhan Veli Kanık’ın, Celal Esat Arseven’in, Sedat Veyis Örnek’in, Celal Sahir Erozan’ın, Sezai Karakoç’un, Suat Taşer’in, Enver Gökçe’nin, Sevgi Soysal’ın, Yukio Mişima’nın, Mütercim Asım’ın, Abdullah Cevdet’in, Aziz Çalışlar’ın, Reşit Rahmeti Arat’ın, Oscar Wilde’ın, Aldous Leonard Huxley’in, Melih Cevdet Anday’ın, Fernando Pessoa’nın, Refik Durbaş, Prof. Dr. Ş. Raşit Hatipoğlu’nun, Ercüment Behzat Lav’ın, Mehmet Baydur’un, Özdemir Nutku’nun, Ömer Lütfi Mete’nin, Ilhan Ayverdi’nin, Güzin Tural’ın, Bülent Ecevit’in, Sulhi Dölek’in, Ahmet Kaya’nın, Rüştü Şardağ’ın ve daha nice adını bilmediğimiz şair ve yazarların vefat ayı.

Kasım ayı iki milyonu aşkın Müslüman’ın daracık bir yerleşim yerinde yok edilmeye çalışıldığı bir ay… Rabbim Müslüman kardeşlerimizin yardımcısı olsun, bizlere feraset, basiret ve ihsan versin. Zalimleri, kâfirleri, münafıkları ve katilleri de kahr u perişan eylesin. Bizler de öyle çalışalım ki yeryüzünde küfür ve nifak asla gün görmesin. Her dem kaçacak delik arasın.

Allah’ın selamı üzerinize olsun. İslam Ümmetinin uyanışına ve birlik-beraberlik içinde hareket etmesine vesile olmak duasıyla… Allah’a emanet olunuz.

1. ÇIRPINIP İÇİNDE DÖNDÜĞÜM DENİZ, Hüseyin Kaya, deneme, Ötüken Yayınları, İstanbul 2011.

1975’te Sivas’ta dünyaya gelen Hüseyin Kaya, Cumhuriyet Üniversitesini bitirdi. 1995’ten sonra Rûzigâr ve Sühan isimli dergileri çıkardı. Şiir, öykü ve deneme türlerinde eserler verdi.Çalışmaları değişik süreli yayınlarda yayımlandı.

Çekil Gideyim Hayat (2006), Çırpınıp İçinde Döndüğüm Deniz (2011), Melal Bahçesi (2013) ve İlk Arkadaşım – Dede (2013) yazarın kitaplarıdır.

Yalnız bir çocukluk geçirdiğini belirten Hüseyin Kaya içine kapanık bir kişilik yapısının da etkisiyle okumanın hazzını ve başka dünyalara yolculuğu küçük yaşlarında keşfeder. Bir söyleşisinde “Ders kitaplarındaki örnek metinlerle başlayan okuma hevesim bir zaman sonra kitapların eşiğine bıraktı beni.” diyerek okumaya olan ilgisinin çocukluk yıllarında başladığını ifade eder. Bu ilgi şairin aile bireyleri ve hayatında iz bırakan hocalarının da katkılarıyla farklı bir boyuta taşınır.

Çırpınıp İçinde Döndüğüm Deniz, yazarın deneme kitabı. Hüseynim Geçiyor Gençlik Çağları, Havada Kar Sesi Var, Ömrümüzün Rüyası ve Bir Şehirden Gidememek adlı dört bölümden oluşuyor. Okurlarımızı yazarın “Ayrılık Resimleri” adlı yazısından kısa bir bölümle baş başa bırakıyoruz:

“İki ayrılık arasına sıkıştırılmış bir dünyada, misafir olduğunu unutmadan dolaşmaktır adına hayat dediğimiz şey. Ayrılıkla başladığımız hayata ayrılıklarla veda ederiz. Bu yüzden ayrılığa yakılmış her türkü, ayrılık hüznüyle söylenmiş her şarkı ve yazılmış her şiir kaç yaşımızda ve nerde dinlersek dinleyelim titretir ruhumuzu.

Uzun bir ayrılıktır insan, kalbi kendi yalnızlığına gömülü.

(…)

Baştanbaşa koca bir ayrılıktır dünya. Yalnızca biz değiliz aslında ayrılıklarla sınanan. Ayrılıklar üzerine kurulu bir dünyadır üzerinde yaşadığımız. Baktığımız her yerde bir ayrılık masalı yaşanır yeni baştan ve aralıksız. Her şey az gider uz gider… Ağaçlar yapraklarından ayrılır, yağmur bulutundan… Tohumlar, bitkilerinin gövdesinden uzaklara savrulur hep. Bahardan, yazdan ayrılır dünya, geceden gündüzden… Tren; istasyondan, vapur; limandan ayrılır ve kuşlar yuvalarından, balıklar ırmaklarından…

Ayrılık, aynı hikâyeyi yaşadığımız bir neyden kalbimize üflenen hüzündür ve tamamı aynı redifle, yazılmış bir şiir gibi okutur kendini ömrümüzün her deminde.”

(Çırpınıp İçinde Döndüğüm Deniz, s. 67-71)

2. EVE GİTMEYEN YOLLAR, Neslihan Soydaş Yıldız, öykü, Uzam Yayınları, Ankara 2023.

Neslihan Soydaş Yıldız, İstanbul doğumlu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Öğretmenlik ve editörlük yaptı. Sinema televizyon eğitimi aldı. Senaryo yazdı. Öyküleri İtibar, Heceöykü, Muhayyel ve Postöykü gibi dergilerde yayımlandı. Eve Gitmeyen Yollar yazarın ilk öykü kitabı.

Uzam Yayınları arasında 2023’te yayımlanan Eve Gitmeyen Yollar, kütüphaneme 14 Eylül 2023’te girmiş. Kitapta Ağlama Sırası, Sel Suları, Tek Başına Bir Dil, Ara(n)mak, Yalnızlık Bakanlığı, Vedaya Batmak, Bir Barbarın Dünya Tarihi, Bir Sona Hazırlanıyorum, Kadınlar ve Çiçek Ölüleri, İcâbet, İsimsiz Bir Öykü, İzafi Zamanlar, Kam, Kaylûle Mektupları, Rüzgârı Sallayan Ağaç, Stratüs Bizi Kurtaracak ve Şairin Doğuşu adlı on yedi öykü bulunuyor.

Neslihan Soydaş Yıldız yalnız düşmüş insanların hikâyelerini anlatıyor. Kadınlar, çocuklar, yorgun erkekler ve dışlanmışlar… Zaman zaman öykülerinde deneme sınırına yaklaşan Neslihan Soydaş Yıldız, öykücülüğümüzün önemli bir ismi olmaya aday, kararlı bir şekilde çalışırsa.

Yazarın bir bireyin iç dünyasında yaşadığı dramı anlatan İzafi Zamanlar adlı öyküsü huzurunuzda:

“Yaştan, yıllardan ulu orta bahsetmeyi yersiz bulmuşumdur. Fakat bunu kimseye söylemedim.

İnsanlar tanışma evresinde genelde sonradan utanacakları nezaket gösterileri yaparlar. Kendinizi değerli hissettirecek kadar ilgi boca ederler üzerinize. Bu yanılgı da sizi utandıra- caktır. Kimi insanlar yemeğin tatlısı gibi sonraya bırakır; pek çoğuysa ivedilikle halleder bu hesabı. Yaşımız hep merak edilir. 83’lüyüm dersiniz misal. Bu benim en sevdiğim cevaptır. Mebzul miktarda ‘yaşsızım’ içerir. Tabiî bir kısım feylesof başlar doğduğunuz günden saymaya, bir kısmı nüfusa geç yazdırılmış gibi sene atlatır. Neticede herkesin bir kararı vardır. Ama kimse birbiriyle aynı sonuca ulaşmaz. Zaten hesaplar da bunu gerektirir.

İnsanların hayret edilecek çoğunluğu 1gün=1gün, l yıl=- l yaş, 3 yıl=3 yaş vb. şeklinde ruhsuz bir hesaba tutuşur, bazı günlerin, ânın soluk kesen sancısını yok sayarak. Standart sapma gibi… Zor sorular, zor günler… Bir günün hiç de gün gibi geçmediği, hipotenüsünü alırsak Pisagor’a yol olacak günler… Babanı kaybettiğin yaş sekiz on yıl sürer.

Çantada keklik günler veya. Şüphesiz anneden süt emmek de kolay değildi. Ama deniyorduk. Daha iyisini bilmiyorduk.

Biz faniler farazi kavramları severiz. Aslında hiçbir kelime birbirinin yerini tutamazken şu vakitle zamanı bir türlü ayıramayız birbirinden. Vaktin geniş vahaları yerine zamanın planladığımızı sandığımız duvarları arasında eririz. Zaman bir vaaddir, belki hiç gelmeyecek olan. Bir sanrı… Bir uğultu… Zaman karşısında ben kendine intifada ilan etmiş zerre…

Caddenin ortasında etrafımda insanlar donmuş, insanlar korkmuş, insanlar kaçışırken, beynim benimle son oyununu oynuyor. Sakladığı tüm gerçekleri kollarında olduğum katilimin ellerine teslim etmiş. Birazdan mermilerin gireceği vücudum gergin, böyle arıyor kurtuluşu. Demir aleti etrafa sallayınca oyuna ara veriyoruz. Şakaklarımda hissedince yeniden dönüyor film.

Şehir trafiğinde kalabalığı yararak gelen habercileri bile görüyorum oyun arasında. Cadde boyunca uzanan dükkânlara bakabiliyorum. Hepsi indirmiş kepenkleri. Yazık diyorum.

Orada yıllardır mahsursunuz. Çünkü oyun bitmiyor. On yıllar sürüyor belki. Bir ara yere yatıyoruz. Gece olmuş olmalı. Etraftaki bebekler de yatıyor. Korkmasınlar, üşümesinler diye anneleri de. Öyle kavi bir sessizlik oluyor ki arka caddedeki hastanede doğum yapan kadının çığlıklarını bastırıyor. Bu anlar benim için nispeten zor geçiyor.

Başıma geldiğinde yeniden kalabalık içinde Yekta’yı görüyorum. Yekta’yı yirmi yaşımdan beri görüyorum. En başarılı olduğum iş, bakışlardan cümleler devşirmektir. Yektâ’nın başarısı, sana istediğini vermemek. Gözleri kapalı çıkmış.

Doktoruma bunları anlattığımda bakışlarını benden çevirdi. Bileğini okşar bir hareketle saatine baktı. Doğruldum. Başımı yana çevirdiğimde şakaklarımdan alnıma geldi soğuk demir. Bu vakit, kestiremediğim kadar uzadı. Kollarında olduğum bu korkak, ben, birkaç fotoğrafçı ve büyüyen çocuklar vardı etrafta son bir hamleyle alnımdakini elime aldığımda. Çok değil bir mermi sıktım. Ve bütün dükkanlar açıldı, kalabalık akın akın yürümeye başladı, doktorumla vedalaşarak odadan çıktım. Yekta gözlerini açtı. Hastanedeki kadından sonra bebeğin sesi duyuldu. Soğuk demirle sıcacık kanım birleşti, dudaklarıma yayıldı. Hepsi kaç yılda oldu, bilmiyorum. Akşam haberlerinde, ertesi gün gazetelerinde, radyolarda, mesai sonrası memurların yorgun sohbetlerinin başlığı belki günlerce, az evvel geçirdiğim üç dakika olacak. Terör saldırısı mı diyecekler, kurbanlar ve caniler mi yazacaklar? İnsanlar bu caddeden geçmeye korkacak mu bir süre? İkisi çocuk çok sayda yaralı, son dakika mı diyecekler? Kimliğimi, yaşımı, nereden gelip nereye gitmekte olduğumu merak edecekler. Ben de bilmeyeceğim.

Son flaş yüzüme patladığında seksen üçlüydüm.”

(Eve Gitmeyen Yollar, s. 69-71)

3. BÜTÜN ŞİİRLERİ, Asaf Hâlet Çelebi, Yayına Hazırlayan: Selahattin Özpalabıyıklar, şiir, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2004.

Asaf Hâlet Çelebi 29 Aralık 1907, İstanbul doğumlu. Galatasaray Sultanisi mezunu. Adliye Meslek Mektebini bitirdi.

18 yaşına kadar gazel ve rubailer yazan Asaf Halet Çelebi, aynı zamanda Klasik edebiyatımıza da vakıf bir şair. 1937’den sonra serbest şiire geçen şair, Doğu-Batı kültürlerini bağdaştırarak yeni bir şiir dili kurmaya çalıştı. Bu, somuttan soyuta doğru evrilen bir şiir diliydi.

Ses ve Şadırvan dergilerinde şiir ve yazıları yayımlanan Çelebi’nin eserleri şunlardır: He (1942), Lâmelif (1945), Om Mani Padme Hum (1953), Mevlâna (1940), Molla Cami (1940), Naima (1953), Ömer Hayyam (1954) ve Eşrefoğlu Divanı (1944).

Bütün Şiirleri Asaf Hâlet Çelebi, 27 Haziran 2004’te kütüphaneme girmiş. Sık sık okuduğum şiirler, insanı içinde bulunduğu yapay dünyadan uzaklaştırıyor, daha derinlikli bir dünyaya çekiyor. Eserde 4 bölümde 82 şiir var. Om Mani Padme Hum, Ek-1, Ek-2 ve Ek-3 adlı bölümlerdeki şiirlerle şairin engin dünyasına ışık tutulmakta.

Bütün insani değerleri ayaklar altına alarak tarihte görülmemiş bir kıyım gerçekleştiren terörist İsrail’e hitap ediyor sanki “İbrâhîm” adlı şiiriyle Asaf Hâlet Çelebi:

İBRÂHîM

ibrâhîm

içimdeki putları devir

elindeki baltayla

kırılan putların yerine

yenilerini koyan kim

güneş buzdan evimi yıktı

koca buzlar düştü

putların boyunları kırıldı

ibrâhîm

güneşi evime sokan kim

asma bahçelerinde dolaşan güzelleri

buhtunnasır put yaptı

ben ki zamansız bahçeleri kucakladım

güzeller bende kaldı

ibrâhîm

gönlümü put sanıp da kıran kim

(Bütün Şiirleri, s. 12)

Tadımlık Kitaplar-37’nin sonuna geldik. Bu ay havalar iyice serinledi, güz kendini hissettirdi. Coğrafyamızda hem uluslararası tröstler bir canavar hâline dönüşmüş, gözünü kestirdiğini katlediyor hem de tüm insanlık bunca cinayete ses çıkarmasın isteniyor. İnsan olmak, zulme meydan okumaktır. İnsan olmak, katliamlara karşı durmaktır. İnsan olmak, akletme melekesini sadece insana has kılmaktır. Bunları yapmayan parça parça insanlıktan çıkar ve canavara dönüşür. Çok şükür, dünya üzerinde bu zulme sessiz kalmayıp tepki gösteren insanlığın medar-ı iftiharı kişiler var. Rabbim bizleri şükreden kullarından eylesin. 2011, 2023 ve 2004’te yayımlanan tadımlık üç kitaptan paylaşımlar yaptık. Artık bu kitaplar, okunması için sizleri bekliyor. Daha bir insan olmak ve insan kalmak amacıyla iyi okumalar.

Allah’a emanet olunuz.

The post Tadımlık Kitaplar – 37 first appeared on İnsaniyet.
QOSHE - Tadımlık Kitaplar – 37 - Murat Erdoğan
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Tadımlık Kitaplar – 37

8 0
15.11.2023

Selamün aleyküm Sevgili Okur,

37. sayısıyla Tadımlık Kitaplar huzurlarınızda. Kasım ayı, yerini iyice yağmura ve soğuk havaya bırakmaya başladığı bir ay… Bağ, bahçenin tamamen terk edildiği bir ay aynı zamanda. Günlerin gittikçe kısaldığı ve gecelerin uzadığı bir aydayız. Ne yazık ki 7 Ekim 2023’ten bu yana terör örgütü İsrail, Gazze’deki Müslüman kardeşlerimize tonlarca bomba yağdırıyor, şehri susuz ve elektriksiz bıraktı. İnsanlık tarihinde az görülen büyük bir kıyım ve katliam yaşanıyor Filistin’de. Bizler sıcacık evlerimizde oturmanın ve elimizden pek bir şey gelmemenin utancı içindeyiz. Bu süreç aynı zamanda şunu gösterdi. Kendisini insan hakları, hak, hukuk, adalet, insancıllık, kadın hakları, çevre, sürdürülebilirlik, çocuk hakları vb. kavramların arkasına saklayan Batı’nın (Avrupa, Asya ve Amerika’sıyla) ileri düzeyde bir canavar olduğu ortaya çıktı. Bizlerse ne yazık ki yapmamız gerekenin çok azını yapıyor, yeterince çaba göstermediğimiz için de bu vahşete dur diyemiyoruz. Rabbim bizlere feraset, cesaret ve basiret ihsan eylesin. Erdal Çakır içinde bulunduğumuz bu durumu-kıskacı şöyle anlatıyor:

“Gazze bombalanmaya devam edecek.

Biz yine iki büklüm bir ruh hâliyle haberleri izlemeyi sürdüreceğiz.

Kimimiz, izlediğimiz haberlere veya haberlerin öznelerine küfredip, meşgul olduğumuz günahları büyütmenin peşinde olacağız.

Kimimiz de en alim, en mütefekkir ve en bilmiş pozlarımızı takınarak yeni aforizmalar üretmenin derdine düşeceğiz.

Belki bir çocuk, Besmele’mi getir anne, bir dua edeyim de âlem değişsin diyecek ve âlem değişecek.”

” (Akşam Olunca Karanlığa mı Kalırız?, insaniyet.net, 1 kasım 2023.)

Kasım ayı Yahya Kemal Beyatlı’nın, George Bernard Shaw’ın, Pier Paolo Passolini’nin, Wilfred Owen’ın, Refi’ Cevad Ulunay’ın, Burhan Felek’in, ’nın yanı sıra daha adlarını bilemediğimiz nice şair ve yazarın vefat ettiği bir ay… Ümit Yaşar Oğuzcan’ın, Aka Gündüz’ün, Hakkı Süha Gezgin’in, John Milton’un, Faruk Nafiz Çamlıbel’in, Nevzat Üstün’ün, Guillaume Apollinaire’in, Kerim Korcan’ın, Rimbaud’un, Sultan Veled’in, Fahri Erdinç’in, İhsan Hınçer’in, Sadri Ertem’in, Nahit Ulvi Akgün’ün, Orhan Veli Kanık’ın, Celal Esat Arseven’in, Sedat Veyis Örnek’in, Celal Sahir Erozan’ın, Sezai Karakoç’un, Suat Taşer’in, Enver Gökçe’nin, Sevgi Soysal’ın, Yukio Mişima’nın, Mütercim Asım’ın, Abdullah Cevdet’in, Aziz Çalışlar’ın, Reşit Rahmeti Arat’ın, Oscar Wilde’ın, Aldous Leonard Huxley’in, Melih Cevdet Anday’ın, Fernando Pessoa’nın, Refik Durbaş, Prof. Dr. Ş. Raşit Hatipoğlu’nun, Ercüment Behzat Lav’ın, Mehmet Baydur’un, Özdemir Nutku’nun, Ömer Lütfi Mete’nin, Ilhan Ayverdi’nin, Güzin Tural’ın, Bülent Ecevit’in, Sulhi Dölek’in, Ahmet Kaya’nın, Rüştü Şardağ’ın ve daha nice adını bilmediğimiz şair ve yazarların vefat ayı.

Kasım ayı iki milyonu aşkın Müslüman’ın daracık bir yerleşim yerinde yok edilmeye çalışıldığı bir ay… Rabbim Müslüman kardeşlerimizin yardımcısı olsun, bizlere feraset, basiret ve ihsan versin. Zalimleri, kâfirleri, münafıkları ve katilleri de kahr u perişan eylesin. Bizler de öyle çalışalım ki yeryüzünde küfür ve nifak asla gün görmesin. Her dem kaçacak delik arasın.

Allah’ın selamı üzerinize olsun. İslam Ümmetinin uyanışına ve birlik-beraberlik içinde hareket etmesine vesile olmak duasıyla… Allah’a emanet olunuz.

1. ÇIRPINIP İÇİNDE DÖNDÜĞÜM DENİZ, Hüseyin Kaya, deneme, Ötüken Yayınları, İstanbul 2011.

1975’te Sivas’ta dünyaya gelen Hüseyin Kaya, Cumhuriyet Üniversitesini bitirdi. 1995’ten sonra Rûzigâr ve Sühan isimli dergileri çıkardı. Şiir, öykü ve deneme türlerinde eserler verdi.Çalışmaları değişik süreli yayınlarda yayımlandı.

Çekil Gideyim Hayat (2006), Çırpınıp İçinde Döndüğüm Deniz (2011), Melal Bahçesi (2013) ve İlk Arkadaşım – Dede (2013) yazarın kitaplarıdır.

Yalnız bir çocukluk geçirdiğini belirten Hüseyin Kaya içine kapanık bir kişilik yapısının da etkisiyle okumanın hazzını ve başka dünyalara yolculuğu küçük yaşlarında keşfeder. Bir söyleşisinde “Ders kitaplarındaki örnek metinlerle başlayan okuma hevesim bir zaman sonra kitapların eşiğine bıraktı beni.” diyerek okumaya olan ilgisinin çocukluk yıllarında başladığını ifade eder. Bu ilgi şairin aile bireyleri ve hayatında iz bırakan hocalarının da katkılarıyla farklı bir boyuta taşınır.

Çırpınıp İçinde Döndüğüm Deniz, yazarın deneme kitabı. Hüseynim Geçiyor Gençlik Çağları, Havada Kar Sesi Var, Ömrümüzün Rüyası ve Bir Şehirden........

© İnsaniyet


Get it on Google Play