Akıncı Beyi |
(Merhum Özdemir BAYRAKTAR’a ithafen)
Şahbaz atlar gök yeleli akınlarda, Taşıyordu Buhara’dan Garipçe’ ye bir sancak. Musab’tan, Ulubatlı’dan mukaddes bir emanet, Bir alemdar, bir akıncı; onu bastı bağrına, Masmavi burçlara dikmek için. Kartal bakışlarıyla baktı gök kubbeye. Kanında Lütfi Reis’in hırçın rüzgârları, Karadeniz’in bitmez tükenmez dalgaları, Sarmıştı bir kere yorgun yüreğini. Bir hayaldi onu uyutmayan, Rahat döşeği bırakıp dağlarda oyalayan. Sevdasını bir kuşun kanadına yazdı, Dalgalansın diye gök otağda sancağı. Vira Bismillah! dedi, başladı gayrete, Bodrum katında bir atölye, Uykusuz gözlerde inanç, Sınır nöbetindeymiş gibi pür dikkat. İşinin izzetine adanmış bir ruh, Say ki Fatih’ten, Vecihi’den, Nurilerden el almış. Kızılelma’ya; ufuklara dalmış, İ’la-yi Kelimetullah’a sığınmış. Dedi ulular, geçmen gerek serden; Atıldı ileri Akıncı Beyi, Ve Beyin oğulları, Sarıldılar Akıncı Beyi’nin sevdasına. Dualara karışan hayaller, Cudi, Gabar, Uludere… Kar, fırtına, çamur; buna ömür mü dayanır? Vatanın her toprağına sinmiş bir azim. Bıkmadan, usanmadan… Çarptıkça çarptılar düzenin çarkına, Bilendiler çelikten bir azimle. Neslimiz mihnet eylemesin diye namerde. Haydi, bir daha! Haydi pes etme oğul, asla! Akıncı atının üstünde ölür, İnandığı dava yolunda. Ulubatlıdan sana emanet, ha gayret! Asrın atlarına bindi Bey ve oğulları, Her bahar bir çiçekle başlardı. Gökyüzünün baharına muştu, Daha nice destanlarımız vardı. Ve kardelenler karda açardı, Çeliğin özünde saklı bir de imanımız vardı. Oğuz Ata’dan, Ergenekon’dan, Hayber’den gelen bir damar vardı. Beyim; dediler yoruldun biraz nefes alsan, Bey heybetle seslendi oğullarına: Ey oğullarım, Vatan nöbeti olur mu durmak! Ar olur bize düşmanın pusatıyla kuşanmak. Gök otağda kuruldu çadırlar, Uçtu gök yeleli atlar, çatlarcasına! Gökdoğanlar haber saldı cümle düşmana, İşitildi Türk’ün şanı dört bir cihanda. Yiğit kalktı Beyim, düştüğü yerden! Ötüken’den, Tuna’ya; işitildi Bey’in diriliş sesi. Gayri göğün çadır, günesin bayrak; Mirasın Kızılelma’ya sancak, Durmadı bey gök yeleli atının nalları yerden kesilinceye kadar. Düşürmedi elinden bayrağını, Tükendi nefesi bu uğurda. Tebessümle son defa baktı yine semaya, Gördü artık kuşun kanadına sarılı sevdasını. Akıncı Beyi huzur içinde teslim etti sancağı. Dört kıtada okunur şimdi Akıncı Beyi’nin destanı.
1980 yılında Kastamonu’da doğdu. Kastamonu İmam Hatip Lisesini bitirdi. Katsayı uygulaması sebebiyle lisans öğrenimini Kazakistan’ın Türkistan şehrinde bulunan Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk - Kazak Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği bölümünde tamamladı. Ardından Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Mersin, Amasya, Samsun ve Ankara illerinde; özel kurumlar ile kamu kurumlarında, Bakanlığın farklı birimlerinde öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Çeşitli dergi, kitap bölümü ve değerler eğitimi fasiküllerinde yazılar kaleme aldı. Evli ve iki çocuk babasıdır. Hâlen Millî Eğitim Bakanlığında görev yapmaktadır.