Un Bir Şekilde Bulunur da Evladı Ne Yapacağız? |
İlkokula gittiğim günlerden biriydi. Her zamanki gibi okula yetişmek için sabah erkenden kalktım. Okulun yolunu tutmadan önce anneannemin bana kahvaltı olarak hazırlamasını beklediğim tarhana çorbasını da içememiştim. Soğuk kış günlerinde her öğünün ayrılmaz bir parçası olan bu çorbayı o gün evde ekmek olmadığı için içmek de içimden gelmemişti. Böyle durumlara da hiç yabancı değildim. O zor günlerde bile okul hep önceliğim olmuştur. Okul dışındaki şeyler ne kadar rahatsız edici olsa da onları kaale almamayı o yaşlarda öğrenmiştim. O günler bana çok şey öğretmişti. Çocuk halimde sorumluluklarını yerine getirmeyi, hayatta hiçbir şeyin umurunda olmadığı birilerinin de var olabileceğini, maddi ve manevi yokluğun ne demek olduğunu…
Günlerdir evde ölü gibi yatan, hiçbir işe yardım etmeyen, çalışmak eylemini aklından bile geçirmeyen biri vardı. O da bizimle yatıp kalkıyor, bizimle yiyip içiyordu. Anneannem haydi kalk dedikçe yatıyor, uyan artık dedikçe uyuyordu. Uyumanın bu kadar çok olabileceğini ben ondan öğrendim. Bu nasıl uyuma haliydi bir türlü anlayamıyordum. Hasta desem hasta değil, yaşlı desem yaşlı değil. Bitkin desem hiç değil. Ama yemek ve çay içmek olunca uyku bir anda duruyor, anneannemin zorlu şartlarda hazırladığı yemek ve çay keyiflice tüketiliyor, sonra tekrar uykuya. Bunca zor şartlarda mücadele ettiğimiz bu günlerde insan nasıl bu kadar gamsız, neden böyle umursamaz olabilirdi? Anneannem tek başına benimle mi ilgilensin yoksa uzun süredir arayıp sormadığı, bir anda çıkıp geldiği bu oğluna mı baksın. Kimin kime bakması gerektiğini söylememe gerek yok. O zavallı kadıncağız o zor şartlarda o kadar cömertti ki değil evladına kendisinden bir şey isteyen herkesi memnun etmenin yollarını arar, mutlaka bir şekilde karşı tarafı memnun etmeye çalışırdı. Vermek ve ikram etmenin önemini hastalandığı yaşlılık günlerinde onu tanıyanların üzüntülerinden anladım. Bu ikram aşkı uzun zaman sonra ilk defa gördüğüm dayım için de olmaz mı sanıyorsunuz? Dayım diyorum ama sadece bana bu senin dayın dedikleri için ona dayım diyorum. Yoksa o zamana kadar onu hiç görmemiştim. Kan bağım dışında hiçbir yakınlığını göremediğim dayım.
Askerden geldikten sonra köyde uzun süre durmamış, zamanının çoğunu uzak şehirlerde geçirirmiş. Dedem onun köyde kalması için çok uğraşmış. Ama başaramamış. Değil sağlığında hastalığında olsun oğlunu görmek istemiş ama bu bir türlü nasip olmamış. Dedem öldükten sonra köye gelmiş daha sonra tekrar ortadan kaybolup giden dayım. Rahmetlik dedem diğer oğlu gibi onun da bir devlet işine girmesini çok arzu etmiş. Bu yüzden askerliğini yaptıktan sonra düzenli bir işi olsun diye elinden geleni yapmış. Ankara’da iyi yerlerde mevki makam sahibi olan bir yakınımıza haber salmış. Yapılacak olan bir sınav sonrasında işe başlaması mümkün olacakmış. Hazırlıklar yapılmış, ama dayım ne hikmetse sınavın olacağı gün bir........