menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sizleri Bir Araya Nasıl Getirdim Ama?

20 0
09.07.2026

Yine son hamleni yaptın. Kal dili ile değil de hal dilinle herkese meramını ve mesajını gayet açık bir şekilde ilettin. Hasta olduğun günden beri herkes etrafında pervane olmaya başlamış; sen ise bir şey yokmuş gibi yatağında olanlara sessizce şahit oluyordun. Yılların yorgunluğu artık “yeter” demişti. Onca yokluk ve geç gelen kısmi varlık ruhen yorduğu gibi bedenen de kendini hissettirmiş, dayanamaz hale gelince de yeni mekânın hastane odaları oluvermişti.

Beş çocuk yetiştirmiştin, yetmemiş üzerine bir de torun. Hepsine anne; yeri doldurulamaz bir anneanne, bir babaanne, teyze, hala, kayınvalide hatta çoğu zaman da olmayan babaları olmuştun. Dedik ya; “Beş çocuk, bir torunu nasıl büyüttüm, ne zorluklar çektim, neleri göğüsledim, okumak isteyenleri okuttum, hepsini evlendirdim” der gibi sessizce makine ve kablolar arasında yatıyordun. O çetin günler geride kalmıştı artık. Kaldı kalmasına da o günlerin bıraktığı izlere ve yaralara ne demeli?

Senin sahip olmadığın her şeye evlatların sahipti ama bu sefer de sen yoksun. Başını sokacak bir küçük eve, karnını doyuracağın bir lokma ekmeğe şükrettiğin günler… Kendin değil de çocuklarının isteklerinin anında, bazen de hiçbir zaman gerçekleşme imkanının olmadığı yıllar.

Evet, “yılların yorgunluğu” dedik. “Yoruldum hayat” der gibi hasta yatağından bakan o gözler… Hayat şartları o kadar yormuş ki yorulduğunu bile fark etmeden geçen ve yaşlandığını bile göremeyen gözler… Beş çocuk, bir torunun mürüvvetlerini görmüş; torunlarının baş tacı ettikleri babaanneleri, anneanneleri olmuştun. Hepsi de seni çok seviyordu. Beş çocuğun yanında bir çocuğunun çocuğunu da yetiştirmek bile sana zor gelmemişti. Annesinin, babasının ve üvey annesinin farklı bahanelerle sana bıraktığı ve altıncı çocuğun gibi bakıp ilgilendiğin torunun da yanındaydı. O da seni merak edip her gün gelmeye çalışıyordu. Tek başına köyde onu büyütürken onunla ilgilendiğin gibi, o da seninle ilgilenmek istiyordu. Birlikte geçirdiğiniz yılları unutmamıştı. Hepsi büyümüştü artık. Onlar büyürken sen daha da büyüyordun. Büyük olmak sadece yaş ile değil; emek ile, acı ile, sevgi ile, dert ile olur. Böyle büyümek pek çok kişi için daha anlamlı elbette. Dertlerin getirdiği yorgunluk ve olgunluk hiçbir şeye benzemez.

Kimler gelmemişti ki o hastane günlerinde… Köydeki komşuların, senin gibi yaşlı ve hasta dünürün, dünürün oğlu, Ayvalıdaki eski komşun, onun kocası, torunların, kızların, oğulların, damatların, gelinlerin, yeğenlerin, üvey kızın, üvey kızının gelini ve çocukları; hayatta olan çoğu zaman anlaşamadığın kardeşin de gelmişti. Ağlayarak elini öpüyordu da sen ona bakarak bir şeyler demeye çalışıyordun. Sadece o mu? Onun dışında seni seven, hatta sevmediğini düşündüğün herkes ya ziyarete geliyor ya da senin iyileşmen için dua ediyordu. Bir de hastaneye gelip de yanına çıkmayanlar, başka yakını olan akrabasına gelip de yanına uğramayanlar da vardı elbet. “Niye gelmediler?” diye onlara da kızmadın. Her zamanki gibi önemsemedin veya kafaya takacak kadar onlara değer vermedin.

Sadece seni ziyarete gelen ve yanında olanlar değil, hastanede çalışan herkes seni sevmişti. Herkesin “pamuk........

© İnsaniyet