menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Benden Sana Öğüt Kendi Ununu Kendin Öğüt

29 0
12.05.2026

Yaz bitmek üzere. Herkes harmanını kaldırmanın telaşı içerisinde. Bir an önce sap samandan ayrılsın, ekinler başaklarından sıyrılsın, samanlar hayvanlar için samanlıklara, ekinler de köylüye un olmak için ambarlara dolsun. Herkesin evindeki ve ahırındaki canların hayatta kalmasından başka bir derdi yoktu. Yeter ki bu kara ve karanlık günler için herkes heybesini bir an önce doldurabilsin.  Kimsenin hayattan beklediği başka bir lüksü de olamazdı zaten. Lüks denen şeyin geceleri aydınlatmaya yarayan bir lamba olarak bilindiği günler. Bu günlerde herkes kış kapıyı çalmadan La Fontaine’nin masallarında geçen ağustos böceğinin durumuna düşmemek için karınca gibi durmadan çalışmak zorundaydı. Her ne kadar yardımlaşma, paylaşma, zorda kalana yardım etme gibi değerlerin hiçe sayıldığı bu masal bizim kültürümüzü yansıtmasa da içinde çalışmak ve kötü günlere hazır olmak gibi ders çıkarılacak taraflar barındırması bakımından bu günler için bir metafor olabilir diye düşündüğüm zamanlardı.

Köyümüzde traktör, patoz, elektrikle çalışan değirmen gibi az zamanda çok iş yapan teknolojik cihazlar ya yok ya da bir iki tane ile sınırlıydı.  Onlara sahip olmak zaten herkesin harcı değil, sahip olanların da olmayanlara kullandırmaları ücret ve zamana tabiiydi. Tek sermayenin insan gücü olduğu yıllardı. Makine gibi çalışan insandan daha iyi ne olabilirdi? Emek ve alın terinin kıymetinin ne kadar önemli olduğunu o zamanlar daha iyi anlardık.  Emeksiz yemek olmayacağını bilen köylüler tarlada izleri olsun diye çabalıyorlardı. Tarlada izleri olmadan harmanda yüzlerinin olamayacağının da farkındaydılar. Harmana kadar gelen ekinin insan gücü ile işlenmesi akşamdan sabaha hallolacak bir iş de değildi. Bunun için içinde insan, düven, yaba, dirgen, kalbur, at, eşek, öküz gibi her birinin farklı roller üstlendiği sapın samana dönüştüğü gün ve gecelerin yaşanması gerekiyordu.

Harman işini başarıyla sonlandırıp ekinleri çuvallara veya ambarlara doldurduysanız işin büyük kısmını halletmişsiniz demektir. Sıra onların una dönüşüp sofranızda ekmek olabilme başarısını göstermesinde. Yine o günlerde bin bir emekle saplarından ayrılan ekinlerin un haline gelmesi o kadar basit değildi.  Ama bunun da bir şekilde gerçekleşmesi gerekiyordu. Bu da ancak değirmenlerde mümkün olabiliyordu. Değirmenler dediysem köyümüzde o zamanlar çok fazla değirmen olduğunu söyleyemem. Hatırladığım tek değirmen iki sarp yamaç arasındaki dereden şırıl şırıl akan suyun çalıştırdığı taş değirmeni. Buraya sadece bizim köyden değil yakın köylerden de un öğütmek için gelenler olurdu. O yüzden yılın bu dönemleri değirmen durmadan çalışırdı. Köyden uzakta olduğu için buraya istediğiniz zaman ulaşmak pek de kolay olmazdı. Bunun için uygun zamanı ayarlamanız, değirmencinin size verdiği sırayı kaçırmamanız gerekiyordu. Gece gündüz çalışan bu değirmende ekin öğütme sırası günün her anı olabilirdi. Bu sıra işi köyümüzde sadece değirmen için değil sulama işleri için de çok karşılaştığımız bir durumdu. Çok fazla........

© İnsaniyet