menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Lakin

19 0
04.03.2026

Tanrı, uludur, birdir, tektir. Ondan başkası yoktur. Bir tanedir, O’dur her varlığı yaratan. Ta başlangıçta vardı Tanrı. Tek varlıktı o. Hiçbir şey yokken o vardı. Her şeyi o yarattı. Ezelden beri gelen varlığı, Ebediyete kadar sürecek. Gizlidir Tanrı, Kimse görmemiştir onu. İnsanlara ve yarattıklarına Sır kalır her zaman.

Mısır Firavunu Akhenaton’un Tanrısı Aton’a yazdığı şiir

`Tanrı inancı, tarihsel ve toplumsal sürekliliği olan bir yeryüzü gerçeğidir` diyerek söze başladı, daha ilk karşılaşmamızda, elini de uzatma nezaketini ihmal etmeden. Bir yandan uzattığı eli sıkarken, bir yandan da hiç tereddüt etmeden, `el hak doğru söylüyorsun` diyerek karşılık verdim.  Lakin o, bu kısa, kararlı ve belki de hiç beklemediği cevaba aldırış etmeden, elimi nazikçe iki elinin arasına alarak `bu yeryüzü gerçeği, aynı zamanda insanoğlunun hayatında ve hafızasında yerini almıştır ` diyerek sözlerini tamamladı. Ansızın ve kendiliğinden gelişen bu diyaloğu sürdürmek istediğini her haliyle belli ediyordu. Nereden geldiğini, kim olduğunu ve nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğunu bilmesem, zinhar böyle bir diyaloğa girmezdim kendisiyle. Aradan geçen bunca zaman zarfında, biriken özlemi gidermeye vesile olur düşüncesiyle, bu niyetine iştirak edebileceğimi mimiklerle ifade edince, yüzündeki memnuniyet hali görülmeye değerdi.

Kalabalık fakat loş, gürültüsüz ve sakin bir ortamdı. Toplantı henüz başlamamıştı lakin ortamda bulunan herkes, yanı başında bulunanlara heyecanla bir şeyler anlatma telaşındaydı, ses tonuna dikkat ederek ve özen göstererek. Belli ki herkes, bencileyin yıllara meydan okurcasına biriken özlemi kısa yoldan, kısa zaman zarfında giderme çabasındaydı.

Soğuk içecekler eşliğinde başlayan bu sıcak diyaloğu sürdürme adına,  yalnızca onun duyabileceği bir ses tonuyla, ` Tanrı inancına dayalı bu tarihsel ve toplumsal hafızayı, yok saymak, görmezlikten gelmek, ret veya inkâr etmek, kadim olan bu yeryüzü gerçeğini değiştirmiyor` dedim. Sol eliyle tuttuğu, peçeteye sarılı bardaktan bir yudum alarak, `Her şeye rağmen insanlar son kertede, Tanrının varlığına olan inancını muhafaza etme eğilimindedir, çoğunluk itibariyle` diyerek karşılık verdi.

Toplantının başlayacağı anonsu yapılınca, topluca hemen yanı başımızda bulunan salona geçtik. Salonun dizaynından, ses ve ışık düzenine, oradan havalandırma tertibatına varıncaya değin, her şey can sıkıcıydı. Her şeye ve her yere devletin ağır resmi kokusu sinmişti adeta. Ne konuşanlarda, ne de dinleyenlerde, günün anlam ve önemine dair, en küçük bir heyecan belirtisi dahi göze çarpmıyordu. Herkeste bir bıkkınlık, bir kayıtsızlık, her yerde bir nemelazımcılık, bir adam sendecilik. Resmiyetin olduğu yerde samimiyet olmazdı, olmuyordu da zaten. Şekil şartlarının yerine getirilmiş olmasını yeterli buluyordu, şart koşma mevkiinde, şeklen oturan zevat. Bunca gürültünün, patırtının ardından kamusal bir yarar hâsıl olup olmadığına aldırış etmeksizin.

Ara verilmesini iple çekiyordum. İlk arada tekrar buluştuk. Daha salonun kapısındayken, yılların özlemiyle elimden tuttu ve gözlerimin içine bakarak, `Tanrının yeryüzüne seslenmesi ve yerküre üzerinde insanı muhatap alması, insan elçileri........

© İnsaniyet