menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Keçiboynuzu

16 0
04.02.2026

Sabah yüze gülmezsin
Akşam hoşbeş etmezsin
Varsın bitsin
Keçiboynuzu gibisin
İstemem.
Bir dirhem bal için
Bir çeki odun çiğneyemem.
Tanju Demir

`Dedeciğim` diye seslendi oturduğu yerden. Sesinde, kulağı tırmalayan bir isyan tınısı vardı, yorgunluk ve bezginlikten kaynaklı, bir de çocuk yaşta maruz kaldığı ölümcül rekabet. Başkaldırının çocukça dışavurumuydu bu esasen. Çocuk olmak, çocuk gibi yaşamak, çocuksu zevkleri tadarak, çocuksu özlemlerin ve hayallerin peşinde koşmak varken, testler, soru bankaları, deneme sınavları arasında koşturan, minik ve mekanik bir yarış atı gibi hissediyordu kendini.

Dedesinden gelecek cevabı beklemeden, `bana bir fıkra anlatmanı istiyorum` dedi. Peşi sıra, `komik olmasa da olur, nede olsa gündelik hayatın akışı içinde yeterince komediye tanıklık ediyoruz, sağımızda, solumuzda, önümüzde, arkamızda, bizi her daim acı acı güldüren, lakin hiç keyif vermeyen nice trajikomik haller, gündelik hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi neredeyse` diye eklemeyi de ihmal etmeden.

Fıkra bahaneydi aslında, küçük bir kaçamak, ya da mini bir mola olsun istiyordu. Oh be, dünya varmış dedirtecek bir nefeslik rahatlama, bir anlık esneme, bir seferlik gerinme ve gevşeme molası. `Olur` dedi dedesi, hiç tereddüt etmeden ve hiçbir itiraz kaydı koymadan, gülümseyerek ve gözlüğünün altından sevgi dolu bakışlarıyla onu süzerek. Olur olmaz zamanlarda da olsa, olur olmaz her isteğine, olur diyordu zaten, sevginin kalplerden sürgün edildiği, sevgisizliğin kol gezdiği bu dünyada, çocuk sevmenin ve sevindirmenin hoşnutluğunu ve mutluluğunu doyasıya yaşama adına.

`Bir Nasrettin Hoca fıkrasına ne dersin` dedi dedesi. `Komik değil, ama ibretlik, güldürmez, lakin düşündürür` diyerek, başladı fıkrayı anlatmaya, güven veren bir ses tonuyla, sakin ve tane tane. `Bir dostu, Nasreddin Hoca’ya bir kilo keçiboynuzu hediye etmek ister. Çam sakızı, çoban armağanı, bizim oralarda bolca yetişir, size de hediye getirdim der. Hoca, keçiboynuzlarını ve dişlerini kontrol ettikten sonra, sağ ol dostum, bir gram bal için, bir kilo odun yiyemem der ve nazikçe hediyeyi geri çevirir.`

Dedesinin `fıkrayı beğendin mi` demesini dahi beklemeden, oturduğu yerden girdi söze, sesini de bir miktar yükselterek. `Hoca haklı` dedi, kendisinden beklenmedik bir biçimde. `Keçiboynuzu yemek, bir gram bal uğruna, bir kilo odunu yemekten ibarettir, sonuç itibarıyla. İşin özü de budur dedeciğim. Keçiboynuzunun tadından, lezzetinden ve sağlık açısından sağladığı yararlardan........

© İnsaniyet