menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Huzur

25 0
previous day

“Rabbîm, halkım Kur’ân’ı

terk edip, ondan uzaklaştı.”

Yoğun ve zorlu bir haftayı geride bırakmıştı. Yaklaşan karne tatilinin psikolojik baskısı ve stresi altında geçirdiği, yorucu ve sıkıcı bir hafta olmuştu onun için. Ders çalışmaktan ve sınavlara hazırlanmaktan gayrı, hiçbir şey düşünmemişti, bütün bir hafta boyunca. Sınav baskısından kurtulur kurtulmaz, soluğu dedesinin yanında aldı. Uzun zamandır kafasına takılan ve zihnini kurcalayan bir meselesi vardı zira onunla konuşmak ve aydınlığa kavuşturmak istediği. Belli ki herkese açık etmediği bir müşkülü vardı, huzurunu kaçıran, beynini kemiren ve içten içe rahatsız eden.

`Gündelik hayatın olağan akışı içinde, kimi zaman okula giderken, kimi zaman da sokakta yürürken veya parkta oynarken, hep karşıma çıkan, bazen bir evin veya işyerinin duvarında, bazen bir otomobilin camında, her daim gözüme ilişen, dillere pelesenk olmuş, afili bir slogan var, “Huzur İslâm’dadır” diye. Muhtemeldir ki siz de duymuş ve görmüşsünüzdür onu. Madem huzur İslâm’dadır, o halde neden yerküre üzerinde yaşayan Müslüman toplulukların hiç huzuru yok. Dünyanın her neresinde bir Müslüman topluluk varsa, orada neden huzursuzluk diz boyu. Haddizatında bir barış yurdu olması gereken Müslüman coğrafyanın, bu içler acısı halinin var mı bir izahı.’

Haklı ve yerinde bir soruydu. Esasen bu soru ve bu sorun, bütün bir İslam tarihinin sorgu odasına alınmasını gerektiriyordu, hatta belki de bütün bir insanlık tarihinin. Zira insanın tarihi, aynı zamanda, İslam’ın da tarihi değil miydi? Soruyu duymazlıktan, keza bu kadim sorunu da görmezlikten gelecek ve suskunlukla geçiştirecek hali yoktu.

`El-hak doğru söylüyorsun, insanı kaygılandıran ve sonucu itibariyle üzüntü veren, bu keder dolu halin, elbette bir izahı var.  Esasen işin tabiatı gereği makul ve mantıklı bir izahı da olmalıdır zaten. Bu sorunun cevap........

© İnsaniyet