menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ahlak

37 0
31.03.2026

Babaannesinden kendisine kalan biricik mirastı, tahta çeyiz sandıkta muhafaza edilen kişisel eşyaları. Her ne kadar o bunları bir miras olmaktan ziyade, bir ana / ata yadigârı olarak görüyor olsa da. Çok küçük yaşlarda kaybetmişti aile büyüklerini, henüz aile olmanın ne demek olduğunu idrak edemediği erken yaşlarda. O sebeple gözü gibi sakınıyor ve saklıyor, evladı gibi üzerine titriyor ve titizleniyordu adeta. Babaannesini anımsatan her şey bir yana, özenle biriktirip tahta çeyiz sandığında sakladığı takvim yaprakları bir yana. Onun gözünde, bu alelade bir emanet değildi zira her faniye nasip olmayacak kadar değerli bir hazine, aynı zamanda mini bir kütüphane idi sanki. Kitabın ve kütüphanenin bu denli yoğun ve bu denli yaygın olmadığı, bilgiye erişimin de hayli zor ve zahmetli olduğu zamanlarda, birçok insan gibi, babaannenin de biricik bilgi kaynağı takvim yaprakları idi.

Babaanne, her gün kendince uygun gördüğü bir saatte, `ömür sermayesinden bir gün daha tükettik` diye kendi kendine söylenerek, özenle kopardığı takvim yaprağından, önce ezan saatlerine bakar, sonra önlü arkalı her tarafını satır satır okur ve anahtarı sadece kendisinde bulunan kilitli tahta çeyiz sandığında muhafaza ederdi, duvarda asılı duran takvimden birer birer kopardığı yaprakları. Takvim yaprağı deyip geçmeyin. O gün doğan çocuklara verilecek isimler, günün yemeği, tarihte o gün vuku bulan önemli olaylar, fıkralar, maniler, atasözleri, kıssadan hisseler, günün anlam ve önemine denk düşen ilmi ve dini bilgiler, daha neler neler. Takvimden bir yaprak koparıp okumak, o günün koşullarında ansiklopedi okumakla eşdeğerdi. Ahalinin babaanneyi neden hep bilge kadın diye saygıyla ve rahmetle andıklarını şimdi çok daha iyi anlıyordu.

Babaannenin sevgisine doyamadan, onu kaybetmenin açığını ve açlığını yüreğinin derinliklerinde her daim hissediyordu. Bu açığı kapatma ve bu açlığı giderme adına, her gün babaanneden yadigâr kalan ve tahta çeyiz sandıkta biriken takvim yapraklarından birini, tıpkı onun yaptığı gibi büyük bir ciddiyetle baştan sona satır satır okuyordu. Gündelik hayatın rutini haline gelen bu basit ve sıradan okuma, onu kimileyin gülüp eğlendiriyor, kimileyin düşündürüp hüzünlendiriyor, kimileyin de bilgilendirip aydınlatıyordu. Ama her halükarda ıslak kirpikler eşliğinde kederli bir sevince gark ediyordu. O gün, sabaha yakın gördüğü rüyanın etkisiyle olsa gerek, erken denilebilecek bir saatte uyanmış ve hiç âdeti olmadığı halde doğrudan babaannenin yadigârı olan tahta sandığın başına geçip oturmuş ve günün takvim yaprağını eline alıp, okumaya başlamıştı, yarı uyanık, yarı uykulu mahmur gözlerle.........

© İnsaniyet